-
.وَاَسِرُّوا قَوْلَكُمْ اَوِ اجْهَرُوا بِه۪ۜ اِنَّهُ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ ﴿١٣﴾
ıı. (13. Ayet): Yüce Allah’ın Bilgisi
وَاَسِرُّوا قَوْلَكُمْ اَوِ اجْهَرُوا بِه۪ اِنَّهُ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ “Sözünüzü ister gizleyin, ister açığa vurun! Şüphesiz ki O, göğüslerin (kalplerin) özünü bilendir.”
Ayetteki وَاَسِرُّوا [veesirrû] emri “ve (ister) gizleyin, saklayın”; قَوْلَكُمْ [kavleküm] ifadesi “sizin sözünüzü, konuşmanızı”; اَوِ اجْهَرُوا [evicherû] emri “veya (isterseniz) açığa vurun”; بِه۪ [bihî] ifadesi “onu, o sözü”; اِنَّهُ [innehû] ifadesi “muhakkak ki O”; عَل۪يمٌ [‘alîmun] kelimesi “bilen(dir)”; بِذَاتِ الصُّدُورِ bizâti’s [-sudûri] ifadesi ise “gönüllerin sahip olduğu şey i, kalplerdekini” demektir.
Burada önceki ayetle bağlantılı olarak insanların açıktan veya gizlice söylediklerini Yüce Allah’ın bildiği gündeme getirilmektedir.
1. وَاَسِرُّوا قَوْلَكُمْ اَوِ اجْهَرُوا بِه۪ “Sözünüzü ister gizleyin, ister açığa vurun!” Ayetteki قَوْل [kavl] kelimesine bağlama göre “söz, konuşma, iman, inanç” gibi anlamlar verilebilir.(77) Buna göre, söz konusu kelime ister olumlu isterse olumsuz, genel anlamda “inanç sistemi”ne işaret etmektedir. Bu ayeti açıklarken bir taraftan bağlama dikkat edilerek, diğer taraftan da hitabı genel kabul ederek iki farklı yorum getirmek mümkündür:
2. وَبِئْسَ الْمَص۪يرُ “Ne kötü varış yeridir (orası)!” Ayetin sonundaki “Orası ne kötü bir varış yeridir!” ifadesi sonraki ayetlerde de dile getirildiği üzere cehennemin korkunç yapısını ortaya koymaktadır. Bazı insanlar her ne kadar mahşerdeki diriltilmeyi inkâr etseler de sonuçta varıp gidecekleri yer orasıdır.
Kur’an’da 37 kez(49) yer alan بِئْسَ [bi’se] kelimesi “ne kötü” manasına gelmektedir. Ayetteki بِئْسَ [bi’se] “ne kötüdür!” kelimesinin verdiği anlam budur. الْمَص۪يرُ [el-mesîr/mesîr] kelimesi Kur’an’da çeşitli ayetlerde(50) geçmekte ve “varış,” “dönüş yeri”, “dönüş” gibi anlamlar içermektedir.
Hayatın yaratılış gayesi imtihan olduğuna göre bunun değerlendirilmesinin yapılması gerekir; işte imtihanın sonucunun şekilleneceği yer de mahşerdir. Kâinattaki eşsiz düzenin ve sanatın sahibi olan Yüce Allah, bu erişilmez kudretine uygun olarak mahşerde de korkunç azap ortamı hazırlamaya kadir olduğunu ifade etmek istemektedir. Nasıl ki bu kâinat sisteminde O’nun tekliği tartışılmaz ise, mahşer şartlarındaki düzenlemelerinde de hiçbir şekilde ortağı olmayacaktır.
Yüce Allah surenin 7-14. ayetlerinde âhirete dikkat çekmekte, inkârcılar için hazırlanan cehennem hakkında bilgiler vermekte, cehennemliklere sorular sorulacağını, onların da çeşitli itiraflarda bulunacaklarını, itirafa rağmen sonucun değişmeyeceğini beyan etmektedir. Ardından saygılı kişilerin ödüle layık görülecekleri ve Yüce Allah’ın eşsiz ve erişilmez bilgisi de gündeme getirilmektedir.
a) Ayetin bağlamı, hemen bir önceki ayetle de, daha önceki ayetlerle de ilişkili olabilir.
ı. Yüce Allah, bir önceki, yani 12. ayette “kendisinden gaybda derin saygı duyan müminleri” hatırlatmakta ve onların kalabalık içerisinde değil de, kendi başlarına kaldıklarında bu saygıyı ortaya koyduklarını beyan etmektedir. Buna göre Yüce Allah, söz konusu duyarlı kişilere yönelik olarak, “Siz ister sözünüzü veya inancınızı gizleyin, isterse açığa vurun, fark etmez; Allah kalplerde olanı dahi bilir” mesajını vermektedir.
Mekke’de baskı içerisinde yaşayan bazı müminlerin bu anlamda sıkıntılı bir ortamda bulundukları ve imanlarını daha çok kendi başlarına kaldıklarında ortaya koydukları düşünülebilir. Böyle bir ortamda yaşayan kişilere bu şekilde hitap edilerek onlara “moral” verilmiş olmaktadır. Nitekim Nahl 16:106’da da böyle bir duruma değinilmektedir. Esasında bu ayette “sözün gizli söylenmesi” ifadesinin önce zikredilmesinde bu tercihe dair bir göndermenin yapıldığı söylenebilir.
ıı. Yine bağlam dikkate alınarak, ancak bu defa surenin daha önceki ayetleriyle bağlantılı bir şekilde muhataplar “Mekkeli müşrikler” olarak da kabul edilebilir. Nitekim tartışmalı olsa da ayetin nüzul sebebi olarak aktarılan bir rivayete göre, İbn Abbâs şu beyanda bulunmuştur:
“Mekke müşrikleri Hz. Peygamber’e dil uzatıyor, Cebrail (as) da onların söylediklerini Nebî (as)’a bildiriyordu. Bunun üzerine Mekkeliler birbirlerine, ‘Bundan sonra gizlice konuşun ki, Muhammed’in il ahı duymasın’ diyorlardı. Ayet işte bu olay üzerine indirilmiştir.”(78) Bu durumda ayette verilmek istenen mesaj, “Siz ister sözünüzü gizleyin, isterseniz açığa vurun, fark etmez; Allah kalplerde olanı dahi bilir” şeklini alır. Rivayete ve mesaja bakıldığında bu defa moral değil, bir “gözdağı” verilmesi amaçlanmış olmaktadır.
b) Ayetteki mesaj, kullanılan hitap ve zamirler gereği genel de olabilir.(79) Hitap daha önceki ayetlerde [gâib], yani üçüncü şahıs “o, onlar” şeklindeyken, bu ayette [muhâtab] yani ikinci şahsa “siz” kalıbına dönüştürülmüştür. Adına “iltifat sanatı” da denilen bu teknikle muhatapların dikkatleri çekilmekte ve mesaja karşı daha duyarlı olmaları sağlanmak istenmektedir.
Verilmek istenen temel mesaj şudur: Siz ey bütün insanlar, sözlerinizi ve davranışlarınızı ister gizli, isterse aşikâr yapın; Allah’ın bunları bilmesinde herhangi bir fark olmaz; çünkü O, kalplerdekini dahi bilmektedir.
c) Yüce Allah insanların gizlediklerini de açığa vurduklarını da gayetiyi bilmektedir. Konuyla ilgili Kur’an’da pek çok ayet vardır.(80) Bu çerçevede Ra‘ d 13:8-10’da şöyle buyurulmaktadır: “Her dişinin neye gebe kalacağını, rahimlerin neyi eksik, neyi ziyade edeceğini Allah bilir. Onun katında her şey ölçü iledir. O, görüleni de görülmeyeni de bilir; çok büyüktür, yücedir. Sizden, sözü gizleyenle onu açığa vuran, geceleyin gizlenenle gündüzün yürüyen (onun ilminde) eşittir.”
Benzer şekilde Teğâbun 64:4’te de şöyle buyurulmaktadır: “Göklerde ve yerde olanları bilir. Gizlediklerinizi ve açığa vurduklarınızı da bilir. Allah kalplerde olanı bilendir.” Yâsîn 36:76’daki ifade de aynı manayı vermektedir: “(Ey Peygamber!) O halde sözleri sakın seni üzmesin. Biz, onların gizlemekte olduklarını da, açığa vurduklarını da biliyoruz.” Bütün bu ve benzer ayetlerde verilmek istenen mesaj, Yüce Allah’a hiçbir şeyin gizli kalmayacağını bildirmektir. Yorumunu yapmakta olduğumuz ayette de vurgulanan husus budur.
“Yüce Allah’ın her şeyi bilmesi” yani O’nun eşsiz ve erişilmez bilgisi konusunu Bakara 2:33’te detaylı bir şekilde ele almıştık. Burada şu kadarını hatırlatmakla yetinelim: Bakara 2:225, 284, Mâide 5:89, En‘âm 6:3 ve Ra‘ d 13:8-10 gibi ayetlerde Yüce Allah’ın bilgisinin sınırsızlığı üzerinde durulmakta ve oldukça önemli mesajlar verilmektedir.
Bütün bu ve benzer ayetlerdeki mesajlardan anlaşılıyor ki, Yüce Allah için açık-gizli davranışlarla ilgili olarak bilgi sahibi olmada herhangi bir sınır söz konusu değildir. Esasında kalplerde bulunan her şey mahşerde ortaya dökülecektir.(81)
2. اِنَّهُ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ“Şüphesiz ki O, göğüslerin (kalplerin) özünü bilendir.” Bu ifade Kur’an’da sıklıkla kullanılmakta(82) ve Yüce Allah’ın bilgisindeki erişilmezliği ortaya koyulmaktadır.
Olumsuz anlamda insanların davranışları bazen sahip olduklarının tamamını göstermez; çünkü içlerinde çok daha fazlasını barındırmaktadır. Mü’min 40:19’da geçen “Gözlerin gizlediği (ihanetleri) de yüreklerin sakladıklarını da bilir” ifadesi, meselenin ortaya konulmasında ve doğru anlaşılmasında çok önemli bilgi vermektedir. Yüreklerde saklanan şey esasında belirleyici olandır. Çünkü gözler yüreklerdeki duygunun bakışa yansıtılmasının aracıdır.
İster olumlu, isterse olumsuz anlamda olsun, davranışların değer kazanmasında veya isimlendirilmesinde kalbin onay durumu son derece önemlidir ve belirleyicidir. İşte Yüce Allah kendisine kalpten yönelenleri de karşı gelenleri de gayetiyi bilmekte ve değerlendirmesini ona göre yapmaktadır. Bilgisini hatırlatmasının başta gelen amacı bu olsa gerektir. Hiç kimse hiçbir şeyi Yüce Allah’tan gizleyemez,(83) bir anlamda O’na sürpriz yapamaz. Hiç kimse de yaptığının kaybolup gittiği, kayıt altına alınmadığı ve böylece zarara uğratılacağı gibi bir vehme kapılmamalıdır.(84)