-
.حَتّٰىٓ اِذَا جَآءَنَا قَالَ يَا لَيْتَ بَيْن۪ي وَبَيْنَكَ بُعْدَ الْمَشْرِقَيْنِ فَبِئْسَ الْقَر۪ينُ ﴿٣٨﴾
Yüce Allah, surenin 36-45. ayetlerinde vahye kör bakanların, ondan yüz çevirenlerin şeytanla arkadaş kılınacaklarını, artık şeytanın onlardan ayrılmayacağını, mahşerde derin bir pişmanlık yaşayacaklarını, ancak her birisinin azapta ortak olacaklarını, körlüğü, sağırlığı ve sapkınlığı tercih edenlere hidayet edilmeyeceğini, onlardan bunun hesabının sorulacağını, vahye sarılmak gerektiğini, herkesin mutlak surette o vahiyden hesaba çekileceğini, Rahmân’dan başkasına kulluk edilmesi yönünde herhangi bir buyruğu olmadığını dile getirmektedir.
ıı. (38-39. Ayetler): Mahşerde Yaşanacak Perişanlıklar
حَتّٰىٓ اِذَا جَآءَنَا قَالَ يَا لَيْتَ بَيْن۪ي وَبَيْنَكَ بُعْدَ الْمَشْرِقَيْنِ فَبِئْسَ الْقَر۪ينُ وَلَنْ يَنْفَعَكُمُ الْيَوْمَ اِذْ ظَلَمْتُمْ اَنَّكُمْ فِي الْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ “(Arkadaşı,) bize (huzurumuza) gelince (şeytana) ‘Ah, keşke benimle senin aranda iki doğular kadar uzaklık olsaydı; ne kötü arkadaşmış (sın sen)!’ diyecektir. Haksızlık ettiğiniz için (pişmanlığınız) bugün size hiçbir yarar sağlamayacaktır. Şüphesiz ki siz azapta ortaksınız.”
Buradaki حَتّٰىٓ اِذَا جَآءَنَا [hattâ izâenâ] ifadesi “bize geldiklerinde, gelecekleri zaman”; قَالَ [kâle] fiili “demişti ki, demiş olacak ki”; يَا لَيْتَ [yâ leyte] ifadesi “âh, keşke”; بَيْن۪ي وَبَيْنَكَ [beynî ve beyneke ] ifadesi “benimle senin aranda (olsaydı)”; بُعْدَ الْمَشْرِقَيْنِ [bu‘de’l-maşrikayni] ifadesi “iki doğunun uzaklığı, iki doğu kadar uzaklık, mesafe”; فَبِئْسَ [febi’se] ifadesi “ne kötü”; الْقَر۪ينُ [el-karînu] “(şeytan) arkadaş(mışsın)”; وَلَنْ يَنْفَعَكُمُ [velen yenfe‘aküm] fiili “size asla fayda vermeyecektir”; الْيَوْمَ [el-yevme] kelimesi “bugün”; اِذْ ظَلَمْتُمْ [iz zalemtüm] “çünkü zulmettiniz, haksızlık ettiniz”; اَنَّكُمْ [enneküm] ifadesi “muhakkak ki siz”; فِي الْعَذَابِ [fi’l-‘azâbi] ifadesi “azapta”; مُشْتَرِكُونَ [müşterikûne] kelimesi ise “ortak olanlar(sınız)” demektir.
Burada mahşerde yaşanacak pişmanlıklar ve onların fayda vermeyişi gündeme getirilmektedir.
1. حَتّٰىٓ اِذَا جَآءَنَا قَالَ يَا لَيْتَ بَيْن۪ي وَبَيْنَكَ بُعْدَ الْمَشْرِقَيْنِ فَبِئْسَ الْقَر۪ينُ “(Arkadaşı,) bize (huzurumuza) gelince (şeytana) ‘Ah, keşke benimle senin aranda iki doğular kadar uzaklık olsaydı; ne kötü arkadaşmış(sın sen)!’ diyecektir.” Yüce Allah vahyinden yüz çevirdiği için kendisine şeytanı musallat kıldığı kişinin akıbetiyle ilgili olarak önce dünya hayatında sapmış olmasına rağmen bunu anlayamadığını beyan etmekte, bu ayette ise konunun mahşer boyutuna dikkat çekmektedir.
Dünyada kendisine yakın olan الْقَر۪ين [el-karîn] “(şeytan) arkadaş”, “şeytanlaşmış arkadaş” için nasıl bir dilekte bulunacağı beyan edilmektedir. Kur’an’da 37 kez(141) yer alan بِئْسَ [bi’se] kelimesi “ne kötü” manasına gelmektedir. Şeytanın arkadaşlığının son derece kötü olduğu Nisâ 4:38’de şu şekilde zikredilmektedir: “Şeytan bir kimseye arkadaş olursa, (bilsin ki) o (şeytan) ne kötü bir arkadaştır!”
a) Ayette yer alan يَا لَيْتَ [yâ leyte] ifadesi “âh, keşke”, “âh, n’olaydı keşke” gibi pişmanlık manası vermektedir.
Bu arada ayetteki بُعْدَ الْمَشْرِقَيْنِ [bu‘de’l-maşrikayni] ifadesi ise “iki doğu uzaklığı”, “doğu-batı uzaklığı” şeklinde bir anlam içermektedir. Esasında “iki doğu” tabiri “iki karşıtı veya birbiriyle ilintili iki şeyi biri üzerinden beyan etme”nin bir örneğidir. Meselâ “iki ay” ifadesiyle “Ay ve Güneş”in; “iki Basra” ifadesiyle de “Basra ve Küfe”nin; “iki ikindi” ifadesiyle “öğle ve ikindi”nin; [el-‘umerân ] “iki Ömer” ifadesiyle “Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer”in; [el-esvedân] “iki siyah şey” ile “su ve hurma”nın kast edilmesi gibi burada da “iki doğu”dan kasıt “doğu ile batı” olarak düşünülebilir.(142)
İfade her nasıl yorumlanırsa yorumlansın, maksat saptırılan kişinin dünyada kendisini saptıran şeytanla aralarında çok uzak mesafelerin bulunması isteğini dile getirmektir; hatta “keşke onu hiç görmeseydi” dileğinde bulunmaktır.
Bu ayetin yorumu bağlamında hatırlanması gereken ayetlerden birisi Âl-i İmrân 3:30’dur: “Herkesin, iyilik olarak yaptıklarını da kötülük olarak yaptıklarını da karşısında hazır bulduğu günde (insan) isteyecek ki kötülükleri ile kendisi arasında uzun bir mesafe bulunsun. Allah, kendisine karşı (gelmekten) sizi sakındırıyor. Allah kullarına çok şefkatlidir.”
İşte insanoğlu yapıp ettiği kötülüklerden uzak kalmayı nasıl isteyecekse, ona kötülükleri yapmasında teşvikçilik yapan şeytan ve şeytanlaşmış insanlardan da aynı şekilde uzak kalmak isteyecektir.
b) Yüce Allah dünya hayatında tercihini inkâr ve şeytandan yana belirleyenlerin mahşerde kendilerini saptıran şeytanla birlikte teker teker ilahi huzura geldiklerinde artık suçlamaların havada uçuşacağını haber vermektedir.
Kâf 50:27’de geniş bir şekilde ele aldığımız üzere, cehennemliklerin birbirini suçlamalarıyla ilgili olarak Kur’an’da pek çok ayet vardır.(143) Sadece bazılarını mealen hatırlatmakla yetineceğiz.
ı. A‘râf 7:38-39. ayetler şu bilgileri içermektedir: “(Allah şöyle) buyuracaktır: ‘Sizden önce geçmiş (cehennemlik olan) cin ve insan toplulukları arasında siz de ateşe girin!’ Her topluluk (ateşe) girdikçe yoldaşlarına lanet edecektir. Hepsi birbiri ardına cehennemde toplanınca, sonrakiler önce giren (önderleri) için, ‘Ey Rabbimiz! Bizi işte bunlar saptırdılar! Onlara kat kat ateş azabı ver!’ diyeceklerdir. (Allah da,) ‘Zaten herkes için kat kat azap vardır; fakat siz bilmezsiniz’ cevabını verecektir. Öncekiler sonrakilere şöyle diyecekler: (Belli ki) sizin bizden hiçbir farkınız yokmuş. O halde siz de (bizim gibi) yaptıklarınıza karşılık azabı tadın!”
ıı. İbrâhim 14:21’de de ele aldığımız gibi, cehennemlikler içerisinde yer alan ve dünya hayatında başkalarına tâbi olarak hak yoldan sapanlar kendilerini saptıranlara seslenecek ve “Allah’ın azabından başımıza gelenlerden bir şeyler gidersenize” diyerek, hem yardım istemiş olacaklar, hem de onları suçlayacaklardır. Ancak bunun onlara hiçbir şekilde herhangi bir faydası da dokunmayacaktır.
ııı. Ahzâb 33:66-68’de şöyle buyrulmaktadır: “Yüzleri ateşte evrilip çevrildiği gün, ‘Eyvah bize! Keşke Allah’a itaat etseydik, Peygamber’e de itaat etseydik!’ diyecekler. ‘Rabbimiz! Biz reislerimize ve büyüklerimize uyduk da onlar bizi yolda saptırdılar’ diyecekler. Ey Rabbimiz! Onlara iki kat azap ver ve onları büyük bir lanetle rahmetinden ov.”
ıv. Sebe’ 34:31’de şöyle buyrulmaktadır: “Sen o zalimleri, Rablerinin huzurunda tutuklanmış, birbirlerine söz atarlarken bir görsen! Zayıf sayılanlar, büyüklük taslayanlara ‘Siz olmasaydınız, elbette biz inanan insanlar olurduk’ diyeceklerdir.” İşte dünya hayatındayken saptırılanlar kendilerini saptırdıklarını düşündükleri kişilere “Siz sebep olmasaydınız biz de inananlar olurduk” diyecek ve suçu onlara atmaya çalışacaklardır.
v. Sâffât 37:25-33. ayetlerde şu hususlara değinilmektedir: “Size ne oldu ki birbirinize yardım etmiyorsunuz? Evet, onlar o gün zilletle boyun eğeceklerdir. (İşte bu duruma düştükleri vakit) onlardan bir kısmı, diğerlerine yönelir, birbirlerini sorumlu tutmaya çalışırlar. (Uyanlar, uydukları adamlara:) Siz bize sağdan gelirdiniz (sureti haktan görünürdünüz) derler. (Ötekiler de), ‘Bilakis’ derler, ‘siz inanan kimseler değildiniz. Bizim sizi zorlayacak bir gücümüz yoktu. Fakat siz kendiniz azgın bir toplum idiniz. Onun için Rabbimizin hükmü bize hak oldu. Biz (hak ettiğimiz cezayı) mutlaka tadacağız. Biz sizi azdırdık. Çünkü kendimiz de azmıştık.”
Ahzâb 33:67-68’de belirtildiği gibi, dünyada Yüce Allah’ın peşi sıra başka varlıklara, efendilere, büyüklere itaat edenler mahşerde bunlara lanet edecekler, Fussilet 41:29’da zikredildiği gibi onları ayaklarının altına almak isteyecekler, yorumunu yapmakta olduğumuz Zuhruf 43:38’de geçtiği şekliyle, onlara “sen ne kötü bir arkadaşmışsın” diyecek, yine Zuhruf 43:67’ye göre de onlara düşman kesileceklerdir.
İbrâhim 14:22’de belirtildiği üzere, şeytan bile kendisine yönelik şirk iddialarını kabul etmeyecektir. Benzer şekilde İbrâhim 14:22 ve Haşr 59:16’da geçtiği üzere “şeytan”ın, Furkân 25:18 ve Sebe’ 34:40’ta ise “melekler”in, Meryem 19:82, Rûm 30:13 ve Ahkâf 46:6’da ise “putların veya kendilerine tapınılan varlıkların” kendilerine tapanların bu tapmalarını reddedecekleri bildirilmektedir.
‘Ankebût 29:25’te beyan edildiğine göre, kıyamet günü inkârcılar birbirlerinin kâfiri olacaklar, yani birbirlerini saptırdıklarını, birbirleriyle ilgili dediklerini inkâr edeceklerdir. Fâtır 35:14’te de şu bilgiler yer almaktadır: “(Üstelik) Kıyamet günü ortak koşmanızı örtecek (reddedecek)lerdir.” Bu cümlede, putperestlerin dünyadaki şirklerinin âhirette reddedileceği bildirilmektedir.
İşte bütün bu ve benzer ayetlerde de dile getirildiği şekliyle mahşerde yaşanacak olan karşılıklı suçlamalar esasında sonucu değiştirmeyecektir; çünkü devam eden ayet bu konuda tam da bu mesajı içermektedir.
2. وَلَنْ يَنْفَعَكُمُ الْيَوْمَ اِذْ ظَلَمْتُمْ اَنَّكُمْ فِي الْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ “Haksızlık ettiğiniz için (pişmanlığınız) bugün size hiçbir yarar sağlamayacaktır. Şüphesiz ki siz azapta ortaksınız.” Yüce Allah mahşerde suçu başkalarına atma girişiminin hiçbir şekilde işe yaramayacağını, zira her iki tarafın da hak ettikleri cezayı çekeceklerini haber vermektedir.
İnsanlar inanmamakla kendilerine zulmetmiş olurlar. Bu nedenle, ayette yer verilen اِذْ ظَلَمْتُمْ [iz zalemtüm] “çünkü zulmettiniz” ifadesi inkârı tercih edenlerin akıl, irade, fıtrat ve vicdanlarına zulmettiklerini ortaya koymaktadır. Çünkü inançta tevhid adalettir; şirk ise zulümdür. Zalimlerin mahşerdeki yeri ise ateş azabıdır.
Konuyla ilgili olarak Sâffât 37:34-35’te şöyle buyrulmaktadır: “Şüphesiz o gün onlar azapta ortaktırlar. İşte biz, suçlulara böyle yapacağız.” Dünya hayatında birilerini saptıranların veya birileri tarafından saptırılanların mahşerdeki akıbetleri aynı olacak, azabı birlikte yaşayacaklardır. Bu konuda yorumunu yapmakta olduğumuz Zuhruf 43:39’da, ayrıca A‘râf 7:38, İbrâhim 14:22, Sâffât 37:33-34 ve Mümin 40:48 gibi ayetlerde azabın ortak olacağı açıkça ortaya konulmaktadır.
Anlaşılan o ki, mahşerde insanların birbirini suçlamasının hiçbir sonucu olmayacak, sapanlar da saptıranlar da aynı azap ortamında kalacaklardır. Sapanlar saptıkları ve akıllarını kullanmadıkları için, saptıranlar da kendileri sapıp başkalarını da yoldan çıkardıkları için her biri iki suç işlemiş olacaktır ve aynı azabı yaşayacaklardır; A‘râf 7:39’da beyan edilen husus da budur.
Rabbimizden niyazımız bizleri sapanlardan da saptıranlardan da uzak eylemesidir.