-
.لَا يُفَتَّرُ عَنْهُمْ وَهُمْ ف۪يهِ مُبْلِسُونَۚ ﴿٧٥﴾
Yüce Allah, surenin 66-80. ayetlerinde inkârcıların Son Saat’le ilgili duyarsızlıklarını, sahte dostlukların geçiciliğini, cennetliklere yönelik nimet vaatlerini ve suçluların mahşerdeki sıkıntılı hallerini dile getirmektedir.
ı. (74-76. Ayetler): Suçluların Azapta Oluş Gerçeği
اِنَّ الْمُجْرِم۪ينَ ف۪ي عَذَابِ جَهَنَّمَ خَالِدُونَ لَا يُفَتَّرُ عَنْهُمْ وَهُمْ ف۪يهِ مُبْلِسُونَ وَمَا ظَلَمْنَاهُمْ وَلٰكِنْ كَانُوا هُمُ الظَّالِم۪ينَ “Şüphesiz ki suçlular cehennem azabında ebedî kalıcıdır. Azapları hafifletilmeyecektir. Onlar orada (kurtuluştan) ümit kesmişlerdir. Biz onlara haksızlık etmedik fakat onlar kendilerine yazık edenlerdi.”
Buradaki اِنَّ الْمُجْرِم۪ينَ [inne’l-mücrimîne] ifadesi “muhakkak ki suçlular”; ف۪ي عَذَابِ جَهَنَّمَ [fî ‘azâbi cehenneme] tamlaması “cehennem azabında (olacaklar)”; خَالِدُونَ [hâlidûne] kelimesi “ebedi kalıcılar olarak”; لَا يُفَتَّرُ [lâ yüfettaru] edilgen fiili “(azap) hafifletilmeyecek”; عَنْهُمْ [‘anhum] ifadesi “onlardan”; وَهُمْ [vehum] zamiri “onlar”; ف۪يهِ [fîhi] ifadesi “orada”; مُبْلِسُونَ [müblisûne] kelimesi “ümit kesenler olacaklar(dır)”; وَمَا ظَلَمْنَاهُمْ [vemâ zalemnâhum] fiili “biz onlara zulmetmedik, zulmetmiş olmayacağız, haksızlık etmeyeceğiz”; وَلٰكِنْ [velâkin] edatı “ve lakin, ancak”; كَانُوا هُمُ [kânû hum] ifadesi “onlar (şöyle) idiler”; الظَّالِم۪ينَ [ez-zâlimîne] kelimesi ise “zalimler, haksızlık edenler” demektir.
Burada mücrim denilen suçluların cehennemde ebedi kalacakları ve oradan kurtulamayacakları, çünkü onların bizzat kendilerin e zulmetmiş oldukları gündeme getirilmektedir.
1. اِنَّ الْمُجْرِم۪ينَ ف۪ي عَذَابِ جَهَنَّمَ خَالِدُونَ “Şüphesiz ki suçlular cehennem azabında ebedî kalıcıdır.” Yüce Allah muttaki sıfatını verdiği yiğit kullarına mahşerde sunacağı nimetleri, ödülleri ve orada eb edi kalacakları müjdesini verdikten sonra, [mesânî]lik usulü gereği bu defa sözü [mücrim] olarak isimlendirdiği “suçlulara” getirmekte ve onların mahşerdeki korkunç durumlarına değinmektedir.
Yüce Allah mücrimlerin cehennem azabında ebedi kalacaklarını haber vermektedir. Muttakiler nasıl ki cennetlerde ebedi kalacaklarsa mücrim denilen inkârcı, zalim suçlular da cehennemde aynı şekilde ebedi kalacaklardır. Çünkü Yüce Allah çeşitli ayetlerde cehennemin ebedi olduğunu bildirmektedir.(267) Müslüman, günah işlememek ve günahtan kaçınmak için Yüce Allah’a teslim olan insandır; [mücrim] ise A‘râf 7:40’ta da açıkladığımız üzere, “günah işlemek için Allah’a teslim olmaktan kaçan kişi”dir.
Burada kast edilen suç veya günah, sıradan günahkârlar için değil, bağlamdan da anlaşılabileceği gibi Yüce Allah’a şirk koşmak, peygamberi ve vahyi yalanlamak gibi imansızlık ve inkâr anlamında en temel günahlardır.(268)
Dahası, [Müslüman] Yüce Allah’a teslim olan, [mücrim] ise Allah’ın emirlerine ve yasaklara itibar etmeyen kişidir. Öyleyse mücrim olarak anılmamaya gayret ederek Müslüman olmak, Müslüman kalmak ve Müslüman olarak ölmeye çalışmak, yaratılışın gayesini gerçekleştirmektir.
2. لَا يُفَتَّرُ عَنْهُمْ وَهُمْ ف۪يهِ مُبْلِسُونَ “Azapları hafifletilmeyecektir. Onlar orada (kurtuluştan) ümit kesmişlerdir.” Yüce Allah inkârcı suçluların cehennemdeki azaplarının ebedi olduğunu beyan ettikten sonra, onların orada azaplarının hafifletilmeyeceğini, üstelik ümitlerini de bütünüyle kaybetmiş olacaklarını haber vermektedir.
Ayette geçen لَا يُفَتَّرُ [lâ yüfetteru] edilgen fiili “hafifletilmemek”, “kesintiye uğratılmamak” gibi anlamlara gelirken, مُبْلِسُونَ [müblisûne] sözcüğü de “ümit kesenler” manasına gelmektedir.(269) Kur’an’da dört kez geçen(270) مُبْلِسُونَ [müblisû(î)ne] kelimesi ile [iblîs] kelimesi aynı kökten gelmektedir. Dolayısıyla, onların İblis gibi bütün ümitlerini yitirdikleri, tam bir mahrumiyet içinde kaldıkları ve hasret içerisine debelendikleri ifade edilmiş olmaktadır.(271) Buradan hareketle, mücrimlerin İblis gibi Yüce Allah’tan tamamen ümitlerini kesenler olduğunu söyleyebiliriz.
Cehennemde azabın hafifletilmeyeceğiyle ilgili olarak Fâtır 35:36’da şöyle buyurulmaktadır: “Kâfirlere de cehennem ateşi vardır. (Orada ölümlerine) hüküm verilmez ki ölsünler; azaplarından da hafifletilme olmayacaktır. İşte, her kâfire böyle karşılık vereceğiz.”
Bu ayetin de tıpkı diğerlerinde olduğu gibi aslında bir azap hafifletilme isteğinin cevabı olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim Mü’min 40:49’da şöyle bir ifade yer almaktadır: “Ateşte bulunanlar cehennem bekçileri ne, ‘Rabbinize dua edin, bizden bir gün olsun azabı hafifletsin!’ diyecekler.”
İşte bu isteğin karşılığında bekçiler, konuyu dünyadayken kendilerine gelen peygamberlerin çağrılarına uyup uymamaya getirmiş ve şu cevabı vermiş olacaklardır: “(Bekçiler), ‘Size peygamberleriniz açık açık deliller getirmediler mi?’ derler. Onlar da, ‘Getirdiler’ cevabını verirler. (Bekçiler ise), ‘O halde kendiniz yalvarın’ derler. Hâlbuki kâfirlerin yalvarması boşunadır.”(272)
Bu tür isteklerin olumsuz bir şekilde karşılanacağı veya azabın hiçbir şekilde hafifletilmeyeceğine dair başka ayetler de vardır.(273) Azabın hafifletilmesi bir tarafa, Nisâ 4:56’da “Yüce Allah’ın ayetlerini inkâr edenlerin ateşe atılacağı, derileri piştikçe azabı iyice tatsınlar diye yerlerine yeni derilerledeğiştirileceği” beyan edilmektedir.
Ayrıca İsrâ 17:97’de yer aldığı üzere, ateş hafifler gibi olduğu her defasında onun kavurucu alevinin tekrar kışkırtılacağı beyan edilmektedir. Nebe’ 78:30’da da azabın arttırılacağından söz edilmesi aynı mesajı vermeyi amaçlamaktadır.
3. وَمَا ظَلَمْنَاهُمْ وَلٰكِنْ كَانُوا هُمُ الظَّالِم۪ينَ “Biz onlara haksızlık etmedik fakat onlar kendilerine yazık edenlerdi.” Yüce Allah cehennem azabına düçar kılınanların aslında dünya hayatlarında bu akıbeti kendilerinin istediğini, onlara Allah’ın zulmetmediğini, bizzat onların kendilerine zulmetmiş olacaklarını haber vermektedir.
Yüce Allah, pek çok ayette(274) zikredildiği gibi, insanlara asla zulmetmediğini, aksine onların kendilerine zulmettiklerini beyan etmektedir. Bu konuda Yûnus 10:44’te çeşitli açıklamalar yaptığımız için burada detaya girmeyeceğiz. Şu kadarını söylemekle yetinelim: Yüce Allah Kur’an’da çeşitli konularda insanlara haksızlık etmediğini beyan ederek insanların kendilerine haksızlık ettiklerini, kendi zulümlerinin sonuçlarına katlanmak zorunda kaldıklarını bildirmektedir.