اَلَا يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَ وَهُوَ اللَّط۪يفُ الْخَب۪يرُ۟ “Yaratan bilmez mi hiç! O, [el-latîf]tir (derin bilgi sahibidir); [el-habîr]dir (her şeyden haberdardır).”
Ayetteki اَلَا [elâ] edatı “dikkat edin”; يَعْلَمُ [ya‘lemü] fiili “bilir”; مَنْ خَلَقَ [menhaleka] ifadesi “yaratmış kişi, yarata n”; وَهُوَ [vehüve] zamiri “ve O”; اللَّط۪يفُ [el-latîfu] sıfatı “lütufkâr, bilgisi derin, her şeye nüfuz eden(dir)”; الْخَب۪يرُ۟ [el-habîru] sıfatı ise “haberdar olan(dır)” demektir.
Yüce Allah, bu ayette öncekinde sözünü ettiği “her şeyi bildiği gerçeği”ni yeniden gündeme getirmekte ve çok etkileyici bir ifadeye yer vermektedir.
1. اَلَا يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَ“Yaratan bilmez mi hiç?” Başındaki edat ve cümlenin yapısı gereği ayetin bu ilk kısmına dört değişik anlam verilebilir:
2. وَبِئْسَ الْمَص۪يرُ “Ne kötü varış yeridir (orası)!” Ayetin sonundaki “Orası ne kötü bir varış yeridir!” ifadesi sonraki ayetlerde de dile getirildiği üzere cehennemin korkunç yapısını ortaya koymaktadır. Bazı insanlar her ne kadar mahşerdeki diriltilmeyi inkâr etseler de sonuçta varıp gidecekleri yer orasıdır.
Kur’an’da 37 kez(49) yer alan بِئْسَ [bi’se] kelimesi “ne kötü” manasına gelmektedir. Ayetteki بِئْسَ [bi’se] “ne kötüdür!” kelimesinin verdiği anlam budur. الْمَص۪يرُ [el-mesîr/mesîr] kelimesi Kur’an’da çeşitli ayetlerde(50) geçmekte ve “varış,” “dönüş yeri”, “dönüş” gibi anlamlar içermektedir.
Hayatın yaratılış gayesi imtihan olduğuna göre bunun değerlendirilmesinin yapılması gerekir; işte imtihanın sonucunun şekilleneceği yer de mahşerdir. Kâinattaki eşsiz düzenin ve sanatın sahibi olan Yüce Allah, bu erişilmez kudretine uygun olarak mahşerde de korkunç azap ortamı hazırlamaya kadir olduğunu ifade etmek istemektedir. Nasıl ki bu kâinat sisteminde O’nun tekliği tartışılmaz ise, mahşer şartlarındaki düzenlemelerinde de hiçbir şekilde ortağı olmayacaktır.
Yüce Allah surenin 7-14. ayetlerinde âhirete dikkat çekmekte, inkârcılar için hazırlanan cehennem hakkında bilgiler vermekte, cehennemliklere sorular sorulacağını, onların da çeşitli itiraflarda bulunacaklarını, itirafa rağmen sonucun değişmeyeceğini beyan etmektedir. Ardından saygılı kişilerin ödüle layık görülecekleri ve Yüce Allah’ın eşsiz ve erişilmez bilgisi de gündeme getirilmektedir.
a) Baştaki اَ [e] harfi “soru”, لَا [lâ] ise olumsuzluk edatı olarak kabul edilebilir ve anlam, tercümede de verdiğimiz gibi “Yaratan bilmez mi hiç!” şeklinde olur.
b) Baştaki اَلَا [elâ] edatı tembih anlamında kabul edilebilir ve anlam “Dikkat edin, Yaratan bilir” şeklinde olur.
c) مَنْ خَلَقَ [men haleka] ifadesi يَعْلَمُ [ya‘lemü] fiilinin faili kabul edilebilir. Bu takdirde anlam, “Yaratan bilmez mi hiç?” veya “Dikkat edin, Yaratan bilir” şeklini alır. Yaratan’ın neyi bildiği ise nesne zikredilmediği için “her şeyi” takdirinde kabul edilir.
d) يَعْلَمُ [ya‘lemü] fiilinin faili Yüce Allah’a ait gizli bir [hüve] zamiri olup, مَنْ خَلَقَ [men haleka] ifadesi mef‘ul konumunda görülebilir. Bu takdirde anlam, “(Allah), yarattığı kişileri bilmez mi hiç!” veya “Dikkat edin, (Allah) yarattığı kişileri bilir” şeklini alır. Bu tercih, muhataplar insanlar olduğu için Yüce Allah’ın onlarla ilgili her şeyi bildiğini göstermeyi amaçlamış olur.
Sözünü ettiğimiz bu tercihlerin hepsi de doğrudur. Olumlu veya olumsuz, görülen veya görülmeyen, gönüllerde bulunan veya eyleme dökülen davranışlar bağlamında başta insanlarla ilgili olmak üzere bütün hakikatleri Yüce Allah’ın bütün yönleriyle bildiğini göstermektedir.
2. وَهُوَ اللَّط۪يفُ الْخَب۪يرُ “O, [el-latîf]tir (derin bilgi sahibidir); [el-habîr]dir (her şeyden haberdardır).” Ayetin sonu Yüce Allah’ın ilim sıfatıyla ilgilidir. Kur’an’da hem sureler arasında, hem de ayetler arasında anlam ilişkisi vardır ki buna [tanâsübü’s-süverve’l-âyât] “sureler ve ayetler arası uyum” denmektedir.
Kanaatimize göre bu iki tür ilişkiye ilave olarak, ayetlerin cümleleri arasında da, bu cümlelerin ayet sonlarıyla da yakın anlam ilişkisi vardır. İşte bu cümleden olarak, söz konusu iki sıfatı ayetin mesajıyla birlikte anlamlandırmak gerekmektedir.
Kur’an’da yedi ayette(85) geçen اللَّط۪يف [el-latîf] sıfatı “lütufkâr, bilgisi derin, her şeye nüfuz eden” anlamlarına gelmektedir. Bu bağlamda söz konusu sıfat bazı ayetlerde Yüce Allah’ın yaratıklarına ve özellikle de kullarına “lütufkâr” olduğu anlamında kullanılmaktadır.(86) Bu kelimenin kullanıldığında akla ilk gelen anlamı da budur.
Fakat yorumunu yapmakta olduğumuz ayette de olduğu gibi bilgi ve haberle ilgili bir bağlamda, [el-habîr] kelimesiyle kullanıldığında ise “bilgisi her şeye nüfuz eden, derin bilgiye sahip olan”(87) anlamı devreye girmektedir.(88) [el-Latîf] sıfatı özellikle [el-habîr] sıfatıyla birlikte kullanıldığı bazı yerlerde [kesafet]in zıddı olan [letâfet] anlamında gelir. Manevi duyulara [letâif], ince nükteye [latîfe] denmesi de bundandır. “Allah’ın akıl sır ermez bilgisiyle her şeye nüfuz ettiğini, hiçbir şeyin buna engel teşkil edemeyeceğini” ifade eder.(89)