اِنَّ الَّذ۪ينَ قَالُوا رَبُّنَا اللّٰهُ ثُمَّ اسْتَقَامُوا فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَنَّةِ خَالِد۪ينَ ف۪يهَا جَزَآءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ “Şüphesiz ki ‘Rabbimiz Allah’tır.’ deyip sonra doğru yolda olanlara korku yoktur ve onlar üzülmeyecek de. Onlar cennet halkıdır. (Dünyada) yapmış olduklarına karşılık orada [ebedî] kalacaklardır.”
Buradaki اِنَّ الَّذ۪ينَ قَالُوا [innelleziîne kâlû] ifadesi “muhakkak ki (şöyle) diyenler”; رَبُّنَا [rabbuna] tamlaması “bizim Rabbimiz”; اللّٰهُ [allâhu] ifadesi “Allah(tır)”; ثُمَّ [sümme] edatı “sonra”; اسْتَقَامُوا [istekâmû] fiili “istikamet sahibi oldular (olanlar)”; فَلَا خَوْفٌ [felâhavfun ] ifadesi “herhangi bir korku yoktur”; عَلَيْهِمْ [‘aleyhim] ifadesi “onlara”; وَلَا هُمْ [velâ hum ] ifadesi “onlar (şöyle de) olmayacaklardır”; يَحْزَنُونَ [yahzenûne] fiili “üzülmekte (olanlar), üzülecek (olanlar), onlar üzülmeyeceklerdir de”; اُو۬لٰٓئِكَ [ülâike] kelimesi “işte onlar”; اَصْحَابُ الْجَنَّةِ [ashâbu’l-cenneti] tamlaması “cennet halkıdır, cennetlikler(dir)”; خَالِد۪ينَ [hâlidîne] kelimesi “ebedî kalanlar olacak şekilde”; ف۪يهَا [fihâ] ifadesi “orada”; جَزَآءً [cezâen] kelimesi “karşılık olarak”; بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ [bimâ kânû ya‘melûne] ifadesi ise “yapmış olduklarının karşılığı olarak” demektir.
Burada vahiy sayesinde sahip olunan iman ve istikametle bunun sonrasında vaadedilen cennet ödülü gündeme getir ilmektedir.
1. اِنَّ الَّذ۪ينَ قَالُوا رَبُّنَا اللّٰهُ ثُمَّ اسْتَقَامُوا فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ “Şüphesiz ki ‘Rabbimiz Allah’tır.’ deyip sonra doğru yolda olanlara korku yoktur ve onlar üzülmeyecek de.” Yüce Allah inkârcıların vahye karşı olumsuz tavırlarını beyan edip Kur’an’ın çeşitli sıfatlarını hatırlattıktan sonra, bu defa [mesânî]lik üslubu gereği bu ayetlerde ise sözü cennetliklere getirmekte, vahye itibar edenlerin durumuna dikkat çekmektedir.
Yüce Allah, surenin 7-14. ayetlerinde inkârcıların Hz. Peygamber’e ve vahye karşı olumsuz tutumlarına, bir peygamber olmasına rağmen Hz. Muhammed’in de kendisine ve muhataplarına mahşerde nelerin yapılacağını bilmediğine, İsrailoğullarından şahit getirilmesine rağmen muhatapların yine de vahyi inkâr ettiklerine, daha önce indirilmiş olan Hz. Musa’nın kitabının şahitliğine, istikamet sahibi olanların güzel akıbetine dair bilgiler vermektedir.
a) اِنَّ الَّذ۪ينَ قَالُوا رَبُّنَا اللّٰهُ ثُمَّ اسْتَقَامُوا “Şüphesiz ki ‘Rabbimiz Allah’tır.’ deyip sonra doğru yolda olanlar.” Bu ifade Fussilet 41:30’da da geçmektedir. Yüce Allah o ayette “doğru bir Allah tasavvuruna sahip olup bunun sonucu olarak istikamet sahibi olanlara” meleklerin ineceğini bir anlamda müjdelemektedir.
“Rabbimiz Allah’tır” demek başka hiçbir üstün güç kabul etmemek demektir. “İstikamet sahibi olmak” ise “hayatı Yüce Allah’ın belirlediği prensipler doğrultusunda, ihlas ve itaat içerisinde yaşamak” şeklinde yorumlanabilir. Bu konuda çeşitli yaklaşımlar söz konusudur. Mesel a Hz. Ebû Bekir’e nispet edilen bir görüşe göre “istikamet, kulun şirk koşmaması”,(65) “sözde olduğu gibi fiilde de istikamet” demektir.(66) Bu konuda daha başka açılımlar da yapılmış, görüşler ileri sürülmüştür.(67) Konuyu Fussilet 41:30’da ele aldığımız için burada tekrara düşmek istemiyoruz.
b) فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ “Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyecek de.” Yüce Allah kendisine inanıp güvenen ve sonrasında hak ve hakikat üzere istikamet sahibi olanlara geçmişleriyle ilgili korku olmadığını, mahşerde de üzülmeyeceklerini müjdelemektedir. Kur’an’da mahşerde kimler için korku ve hüznün olmayacağı çeşitli ayetlerde(68) dile getirilmektedir.
Ayete biraz daha yakından bakınca çok daha önemli bir husus göze çarpmaktadır: İnsanlar eğer mahşerde korku ve hüzünden emin olmak istiyorlarsa, onların dünyada sarılması gereken tek şey vardır ki o da “Hz. Muhammed’in son vahiy olarak insanlığa tebliğ ettiği Yüce Allah’ın ayetleri”dir.
Allah’ın ayetlerine sadakat göstermeyip hidayeti ve istikameti başka yerlerde arayanlar asla kurtuluş yüzü göremeyeceklerdir. Doğru ve istikametli yol Yüce Allah’ın ayetlerini anlamaktan ve yaşamaktan geçmektedir; diğer arayışlar beyhude olduğu gibi, sundukları yollar da sadece ve sadece birer çıkmaz sokaktır.
2. اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَنَّةِ خَالِد۪ينَ ف۪يهَا جَزَآءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ “Onlar cennet halkıdır. (Dünyada) yapmış olduklarına karşılık orada [ebedî] kalacaklardır.” Yüce Allah Kur’an hakikatleri doğrultusunda iman ve istikamet sahibi olanlara korku ve hüzün olmayacağını ifade ettikten sonra, onların cennetlikler olacağını, dünyada yapıp ettikleri her ne varsa onların karşılığı olarak cennette ebedî olarak kalacaklarını da müjdelemektedir.
Ayette geçen جَزَآء [cezâ’] kelimesi “karşılık” manasına gelse de burada maksat elbette “ödül” olarak anlaşılmalıdır. İnsanlar dünyada yapıp ettikleri her bir fedakârlığın karşılığını mahşerde alacaklardır; bu vesileyle iyilik sahibi olanlar da bunun ödülü olarak içinde ebedî kalacakları cennetlerde bulunacaklardır.