-
.وَقَالُوٓا ءَاٰلِهَتُنَا خَيْرٌ اَمْ هُوَۜ مَا ضَرَبُوهُ لَكَ اِلَّا جَدَلًاۜ بَلْ هُمْ قَوْمٌ خَصِمُونَ ﴿٥٨﴾
ı. (57-58. Ayetler): Hz. İsa ile İlgili Müşriklerin Yersiz Değerlendirmesi
وَلَمَّا ضُرِبَ ابْنُ مَرْيَمَ مَثَلًا اِذَا قَوْمُكَ مِنْهُ يَصِدُّونَ وَقَالُوٓا ءَاٰلِهَتُنَا خَيْرٌ اَمْ هُوَ مَا ضَرَبُوهُ لَكَ اِلَّا جَدَلًا بَلْ هُمْ قَوْمٌ خَصِمُونَ “Meryem oğlu (İsa, Kur’an’da) bir örnek olarak anlatılınca, kavmin(den bazıları) hemen sevinç çığlıkları atmaya başlamışlardı. (Müşrikler) ‘Bizim ilahlarımız mı hayırlı, yoksa o mu?’ demişlerdi. Bunu sana ancak tartışmak için örnek vermişlerdi (söylemişlerdi). Doğrusu onlar, kavgacı bir toplumdur.”
Ayetteki وَلَمَّا ضُرِبَ [ve lemmâ duribe] ifadesi “örnek verildiği zaman”; ابْنُ مَرْيَمَ [ibnumeryeme] ifadesi “Meryem’in oğlu”; مَثَلًا [meselen] kelimesi “misal olarak”; اِذَا قَوْمُكَ [izâkavmuke] ifadesi “bir de bakarsın ki senin kavmin”; مِنْهُ [minhu] ifadesi “ondan, onunla ilgili”; يَصِدُّونَ [yasıddûne] fiili “sevinç çığlığı atmaktadır”; وَقَالُوا [vekâlû] fiili “demişlerdi ki”; ءَاٰلِهَتُنَا [eâlihetünâ] sorusu “bizim ilahlarımız mı”; خَيْرٌ [hayrun] kelimesi “daha hayırlı(dır)”; اَمْ هُوَ [emhuve] zamiri “yoksa o mu”; مَا ضَرَبُوهُ [mâ darabûhu ] ifadesi “onu örnek vermediler”; لَكَ [leke] ifadesi “sana”; اِلَّا جَدَلًا [illâcedelen] istisnası “tartışmadan başka (bir sebeple), sadece tartışmak için”; بَلْ [bel] edatı “bilakis”; هُمْ [hum] zamiri “onlar”; قَوْمٌ [kavmun] kelimesi “(şöyle) bir kavim(dir)”; خَصِمُونَ [hasımûne] kelimesi ise “itiraz edenler, kavgacılık yapanlar” demektir.
Burada Mekkeli müşriklerin Hristiyanlar üzerinden verilen bir misalle ilgili olarak dile getird ikleri bazı sözler gündeme getirilmektedir.
Yüce Allah, surenin 57-65. ayetlerinde Hz. İsa ile ilgili birtakım hakikatleri, bu bağlamda müşriklerin kendilerince ileri sürdükleri bazı düşüncelerin yanlışlığını, onun gönderilişinin gayesini ve tevhid vurgusunu ele almaktadır.
Yorumunu yapacağımız iki ayetin inişiyle ilgili olarak nüzul sebepleri nakledilmektedir. Bu bağlamda Râzî’nin müfessirlerimize nispetle dile getirdiği rivayetleri aktarmak istiyoruz:
“Müfessirler bu hususta şunları ileri sürmüşlerdir ki hepsi de ihtimâl dâhilindedir:”
* “Kâfirler, Hristiyanların Hz. İsa’ya taptıklarını duyunca, ‘Onlar, İsa’ya tapıyorlar; oysa bizim ilâhlarımız İsa’dan daha iyidir’ dediler. Onlar bu sözü, kendileri meleklere taptıkları için söylediler.”
* “Rivayet edildiğine göre, ‘Siz de Allah’ın peşi sıra tapmakta olduklarınız da hiç şüphesiz ki cehennem yakıtısınız’(203) ayeti nazil olunca, Abdullah İbn Ziba‘râ, ‘Bu, bize ve il ahlarımıza mı yoksa bütün ümmetlere şamil bir hüküm mü?’ dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber, ‘Hayır, bütün ümmetlere şamil bir hüküm’ buyurdu. Bunun üzerine Abdullah, ‘Ben seni yendim; Kâbe’nin Rabbine yemin ederim ki, sen Meryem oğlu İsa’nın peygamber olduğunu iddia etmedin mi?”
“İsa ve annesini hayırla yâd etmiyor muydun? Sen, Hristiyanların, İsa ve annesine; Yahudilerîn Uzeyr’e taptıklarını ve meleklere de tapıldığını biliyorsun. Bu nedenle, eğer bunlar cehennemde olacaklarsa, biz, bizim ve ilâhlarımızın onlarla beraber olmasına çoktan razıyız’ dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber sustu; kâfirler güruhu sevindiler, güldüler ve çığlıklar attılar. Yüce Allah bu sebeple ‘Şüphe yok ki, kendileri için bizden en güzel (bir saadet) geçmiş olanlar işte bunlar oradan (cehennemden) uzaklaştırılmışlardır’(204) ayetini indirdi.”
“İşte bu ayet de (Zuhruf 43:57) o zaman nazil oldu. Buna göre mana, ‘Abdullah İbn Ziba‘râ, Meryem oğlu İsa’yı bir misal getirip, Hristiyanların İsa’ya ibadet etmeleri sebebiyle Hz. Peygamber’le mücadele edince, ‘Bir de ne görelim, senin kavmin Kureyş, bu misalden dolayı Hz. Peygamber’in susturulmasını görmeleri sebebiyle sevinçlerinden çığlıklar attılar, büyüklendiler ve gülmeye başladılar.’ Çünkü örf, taraflardan birisi davasını savunamayıp acze düştüğünde, ikinci tarafın çığlıklar atması ve bundan sevinç duyması şeklinde cereyan edegelmiştir.”
“Dediler ki ‘Bizim ilahlarımız mı iyi, yoksa o mu?’ Yani ‘Sence bizim ilâhlarımız (melekler) İsa’dan daha iyi değil midir? Bu nedenle İsa cehennem odunu olduğuna göre, bizim ilâhlarımızın durumu ise daha hafif ve daha ehven olur’ demektir.”
* “Hz. Peygamber, Hristiyanların, Hz. İsa’ya taptıklarını ve onu kendilerinin ilâhı kabul ettiklerini anlatınca, Mekke kâfirleri de ‘Muhammed tıpkı Hristiyanların Mesih’i kendilerinin ilâhı kabul etmeleri gibi, bizim de kendisini bizim ilâhımız kabul etmemizi istiyor’ dediler ve işte bu durumda, ‘Bizim ilâhlarımız mı yoksa o mu?’ yani ‘Bizim ilâhlarımız mı yoksa Muhammed mi daha hayırlıdır?’ dediler. Bu sözü, ‘Muhammed, bizi, kendisine tapmaya davet ediyor; hâlbuki atalarımız ise, bu putlara tapmanın gerekli olduğunu iddia etmişlerdi.”
“Bu iki şeyden birisinin mutlaka yapılması gerekli olduğuna göre, bu putlara tapmak daha uygun olur. Çünkü atalarımız ve geçmişlerimiz, putlara tapma hususunda mutabakata varmışlardı. Ama Muhammed ise bizim kendisine tapmamız hususunda ithama maruz bir kişidir. Bu nedenle, putlara tapmakla meşgul olmak daha evlâ olur’ dedikleri için bu sözü söylediler.”
“Yüce Allah ise, ‘Biz, İsa’ya tapmanın güzel bir yol olduğunu söylemedik. Tam aksine bu bâtıl ve yanlış bir yoldur. Çünkü İsa, sadece bizim kendisine nimet verdiğimiz bir kuldur. Durum böyle olunca, onların ‘Muhammed, bizim kendisine tapmamızı istiyor’ şeklindeki sözleriyle ortaya attıkları bu şüphe gitmiş olur’ şeklinde beyanatta bulunmuştur. İşte bu üç açıklama, ayetin lafzının, bunlardan herbirine muhtemel olduğu şeyler cümlesindendir.”(205)
1. وَلَمَّا ضُرِبَ ابْنُ مَرْيَمَ مَثَلًا اِذَا قَوْمُكَ مِنْهُ يَصِدُّونَ “Meryem oğlu (İsa, Kur’an’da) bir örnek olarak anlatılınca, kavmin(den bazıları) hemen sevinç çığlıkları atmaya başlamışlardı.” Yüce Allah Hz. Musa ile Firavun’un kıssasının bir bölümünü aktardıktan sonra, bu defa Zuhruf 43: 46. ayetteki mesajla ilişkili olarak sözü Hz. İsâ’ya getirmektedir. 46. ayet mealen şöyledir:
“Senden önce gönderdiğimiz elçilerimize (ümmetlerine) sor! Rahmân’ın peşi sıra tapılacak ilahlar (edinin diye) emretmiş miyiz?!” Yani Hristiyanlar’ın bu söze karşılık Hz. İsâ’ya ilah veya “Allah’ın oğlu” demeleri bir itiraz ve bir örnek olarak ileri sürüldüğünde, nüzül sebebi rivayetlerinde de olduğu gibi Kureyşlilerin bundan derin bir hoşnutluk içerisine girdikleri beyan edilmektedir.
Kur’an’da sadece bu ayette geçen يَصِدُّونَ [yasıddûne] fiili “hoşlanmak”, “keyiflenmek”, “yaygara basmak”, “haykırmak”, “sevinç çığlıkları atmak”, “yüz çevirmek”(206) gibi anlamlar içermekte ve Kureyş müşriklerinin bu durumdan memnun olduklarını göstermektedir. Enfâl 8:35’te geçen [tasdiyeten] kelimesi de bu manada “el çırpmak”, “gürültü yapmak” manasında bununla benzer bir mana içermektedir.
2. وَقَالُوٓا ءَاٰلِهَتُنَا خَيْرٌ اَمْ هُوَ مَا ضَرَبُوهُ لَكَ اِلَّا جَدَلًا بَلْ هُمْ قَوْمٌ خَصِمُونَ “(Müşrikler) ‘Bizim ilahlarımız mı hayırlı, yoksa o mu?’ demişlerdi. Bunu sana ancak tartışmak için örnek vermişlerdi (söylemişlerdi). Doğrusu onlar, kavgacı bir toplumdur.” Yüce Allah Mekkeli müşriklerin bir sorusunu ve sonrasında nasıl bir yapıya sahip olduklarını ifade etmektedir.
a) وَقَالُوٓا ءَاٰلِهَتُنَا خَيْرٌ اَمْ هُوَ “(Müşrikler) ‘Bizim ilahlarımız mı hayırlı, yoksa o mu?’ demişlerdi.” Yüce Allah Mekkeli müşriklerin tapındıkları varlıklar olan melekleri kast ederek “meleklerin” mi yoksa Hristiyanların ilahlaştırıp taptığı “Hz. İsa’nın” mı daha hayırlı olduğunu söylediklerini, kendilerince bir delile tutunmaya çalıştıklarını nakletmektedir. Nüzul sebebi rivayetlerinde de geçtiği üzere, kendilerince böyle bir mantık geliştirerek Hz. Peygamber’i ve dolayısıyla vahyi mağlup etmek istemişlerdi.
b) مَا ضَرَبُوهُ لَكَ اِلَّا جَدَلًا بَلْ هُمْ قَوْمٌ خَصِمُونَ “Bunu sana ancak tartışmak için örnek vermişlerdi (söylemişlerdi). Doğrusu onlar, kavgacı bir toplumdur.” Yüce Allah müşriklerin dile getirdiği meselede maksatlarının sadece ve sadece tartışma çıkarmak ve laf kalabalıklığı yapmak olduğunu, böylece kavga etmek istediklerini beyan etmektedir.
Ayetteki مَا [mâ] ve اِلَّا [illâ] edatları bir [hasr/kasr] yani “vurgulu” ifade tekniği olduğu için, onların amacının sadece ve sadece bir tartışma çıkarmak olduğu ortaya konulmakta, esasında görüşlerinde de herhangi bir tutarlılık olmadığı ifade edilmek istenmektedir.
Son cümlenin başındaki بَلْ [bel] edatı işte bu noktaya dikkat çekmekte ve onların gerçek niyetlerinin düşmanlık etmek ve düşmanlığı devam ettirmek olduğu göz önüne serilmektedir. Kur’an’da sadece bu ayette geçen خَصِمُونَ [hasımûne] kelimesi “itiraz edenler”, “kavgacı insanlar”, “tartışanlar”, “husumetçi kişiler”, “batılı savunanlar”(207) gibi manalar içermekte, böylece müşriklerin hakikatin peşinde olmadıkları, sadece gereksiz ve sonuçsuz tartışmalar çıkarmak istedikleri, bâtılın savunuculuğunu yaptıkları ortaya konulmuş olmaktadır.
Yüce Allah önceki ayette yani Zuhruf 43:57’de de olduğu gibi çeşitli konularda örnekler vererek, insanların düşünüp ibret almalarını istemektedir. Kur’an’da [darabe],(208) [duribe],(209) [darabnâ],(210) [darabû],(211) [yadribu](212) ve [nadribu](213) fiilleri ile [ıdrib](214) ve [tadribû](215) emir kalıpları [mesel, el-emsâl] kelimeleriyle kullanınca buradaki maksat “misal, örnek vermek, darb-ı mesel yapmak”tır. Bunun iki istisnası vardır ki bunların biri bu ayetteki [darabû] fiilidir; diğer kullanım ise Ra‘d 13:17’de geçen [yadribu] fiilidir.