ı. (5. Ayet): Yakın Göğün Süsü ve İnsanların İstismarı
وَلَقَدْ زَيَّنَّا السَّمَآءَ الدُّنْيَا بِمَصَاب۪يحَ وَجَعَلْنَاهَا رُجُومًا لِلشَّيَاط۪ينِ وَاَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابَ السَّع۪يرِ “Yemin olsun ki biz yakın göğü kandillerle süsledik ve onları şeytanlar için kovucular yaptık. Onlar için kavurucu azabı hazırladık.”
Ayetteki وَلَقَدْ زَيَّنَّا [velekadzeyyennâ] fiili “yemin olsun ki süsle dik, beze d ik”; السَّمَآءَ الدُّنْيَا [es-semâe’d-dünyâ] tamlaması “en yakın göğü, aşağı göğü”; بِمَصَاب۪يحَ [bimesâbîhe] kelimesi “kandiller le”; وَجَعَلْنَاهَا [vece‘alnâhâ] fiili “ve onları kıldık, yaptık, yarattık”; رُجُومًا [rucûmen] sözcüğü “kovucular olarak”; لِلشَّيَاط۪ينِ [li’ş-şeyâtîni] kelimesi “şeytanları, şeytanlar için”; وَاَعْتَدْنَا [vea‘tednâ] fiili “ve hazırladık”; لَهُمْ [lehum] ifadesi “onlar için”; عَذَابَ السَّع۪يرِ [‘azâbe’s-sa‘îri] tamlaması ise “yakıp kavurucu olan azap” demektir.
Burada yakın göğün süslendiği kandillerin şeytanlar için kovucu oluşu gündeme getirilmektedir.
1. وَلَقَدْ زَيَّنَّا السَّمَآءَ الدُّنْيَا بِمَصَاب۪يحَ “Yemin olsun ki biz yakın göğü kandillerle süsledik.” Bu ifadenin benzerleri Hicr 15:16’da “burçlar, yıldız kümeleri”, Sâffât 37:6’da “gezegenlerden oluşan süs”, Fussilet 41:12’de ise “kandillerle süslenmesi” şeklinde zikredilmektedir. Kâf 50:7’de ise göğün sadece süslenmesinden söz edilmektedir.
Ayetteki وَلَقَدْ زَيَّنَّا [ve lekadzeyyennâ] “Andolsun ki süsledik” ifadesi, insanların kendi evlerini veya mabedlerini kandillerle süslemelerini hatırlatmakta ve insan kaynaklı süslemeye göre ilahi süslemenin ihtişamını ve erişilmezliğini zihinlere kazımaktadır.
Kur’an’da zikredilen السَّمَآءَ الدُّنْيَا [es-semâe’d-dünyâ] “yakın gök” ifadesi, bir sıfat tamlamasıdır ve “dünya seması” şeklinde değil de “yakın gök” karşılığıyla tercüme edilmelidir. Bu göğe “en yakın gök” denmesinin sebebi yeryüzüne yakın oluşudur.(40) Süslere konu olan مَصَاب۪يح [mesâbîh] kelimesi ise “yıldızlar ve gezegenlerden oluşan kandiller” anlamına gelmektedir.
“Yakın gök” ifadesinden kasıt “kâinat” da olabilir; gözle gördüğümüz ve ayaltı âlem denilen atmosfer içi gök de olabilir.(41) Burada önemli olan husus, “yakın gök” dendiğine göre uzaklarının da bulunduğunu gözden kaçırmamaktır. Surenin üçüncü ayetinde sözü edilen “yedi kat gök” ifadesi, birden çok gök sisteminin bulunduğunun bir başka delilidir. Ayetteki mesaj, o yedi gökten bize en yakın olanının kandillerle süslendiğini beyandır.
* Gök Cisimlerinin Yaratılma Sebepleri
Sözün burasında yıldızların ve gezegenlerin var edilme gerekçeleri hakkında bazı hatırlatmalarda bulunmak faydalı olacaktır:
a) Güneş ve Ay’ın insanların hayatında çok önemli bir yeri vardır. Yûnus 10:5’te dile getirildiği üzere, bunlar sayesinde insanlar hesap kavramıyla buluşturulmuş, yılların sayısını takip edip zaman bilincine sahip kılınmışlardır.
b) Özellikle Müslümanların hayatında bu iki gök cisminin ayrı bir önemi vardır. Çünkü Güneş sayesinde namaz ve oruç gibi günlük ibadetlerimizi, Ay’ın hareketleriyle de Ramazan, bayram günleri, bayram namazları, oruç, hac, zekât, kurban, kefaret gibi sorumluluklarımızın gereğini yer ine getirmekteyiz. Güneş ve Ay, Müslüman’ın ömrünü ibadetle geçirmesi için vazgeçilmez öneme sahiptir.
c) Güneş dünyanın ışık ve ısı kaynağıdır; onun önemini hatırlatmaya bile gerek yoktur. Yıldızlar veya gezegenler ise karanlık gecelerde az da olsa çevreyi aydınlatırlar.
d) Nahl 16:16’da da beyan edildiği üzere, yıldızlar geceleyin yol bulmada rehberdirler.
e) Yorumunu yapmakta olduğumuz bu ayette de dile getirildiği gibi, yakın göğün süslenmesi, insan ve cin şeytanlarının kovulması ve müneccimliğin reddedilmesi de sayılabilecek faydalar arasında yer almaktadır. Bu sayede insanlar şeytani düşünceleri değil, ilahi vahyin rehberlik ettiği gerçeğin bilgisini takip etmiş olurlar. Bu son iki maddede ifade ettiğimiz hususlar, müfessir Katâde’nin de yıldızların yaratılma gerekçeleri bağlamındaki kanaatidir.(42)
f) Hicr 15:16, Sâffât 37:6, Fussilet 41:12, Kâf 50:7 ve Mülk 67:5 gibi ayetlerde bütün bunların “süs” olduğu beyan edilmektedir.
Yıldız ve gezegenlerin elbette bunlardan çok daha fazla önemi ve yaratılış gayesi vardır. Biz sadece akla ilk gelenleri itibariyle bunları ifade etmeye çalıştık. Kozmik âlemin içerisinde hangi gök cisminin hangi görevi üstlendiği elbette Rabbimiz tarafından bilinmektedir.
Âl-i İmrân 3:191, Enbiyâ 21:16, Sâd 38:27, Duhân 44:38 gibi ayetlerde bütünüyle kâinatın yaratılışının boşuna olmadığı ve mutlak surette bir anlam ve amacının bulunduğu beyan edilmektedir. Esasında “Allah demek anlam demektir; amaç demektir”; dolayısıyla O’nun yarattığı varlıkların da elbette bir yaratılış amacı ve anlamı vardır.
2. وَجَعَلْنَاهَا رُجُومًا لِلشَّيَاط۪ينِ “Onları şeytanlar için kovucular yaptık.” Yıldız veya gezegenlerin şeytanlar için kovucular olması ve şeytanların gökten bilgi çalma girişimleri hakkında Cinn 72:8-9. ayetlerde geniş açıklamalar yapacağız. Bu nedenle burada kısa hatırlatmalarla yetinmek istiyoruz.
Sâffât 37:8’de bu olay, “şeytanların yüce katın sakinlerini dinleme girişiminden engellenip her yandan yüz geri edilmeleri” şeklinde yer almaktadır. Hicr 15:17-18’de söz konusu “yıldız kümelerinin şeytani güçlerden korunduğu, kulak hırsızlığı girişiminde bulunanlar olursa onların da açık ve parlak bir alev tarafından engelleneceği” dile getirilmektedir.
Ayetteki رُجُوم [rucûm] kelimesi, aslında “asılsız söz söyleyen, bol keseden atan, iftira edenler” için kullanılmaktadır. Vahyin indirildiği dönemde inanılan “gökten söz veya bilgi çalma girişimi”ne karşılık, Yüce Allah’ın kesin iradesi olmadan böyle bir girişimin başarılı olamayacağı ifade edilmekte ve kandillerin ilgili teşebbüsleri engelleyeceği beyan edilmektedir.
Bu arada ayette yer alan الشَّيَاط۪ينِ [eş-şeyâtîn] kelimesi, sanıldığı gibi sadece cinlerden oluşan şeytanları ifadeyle sınırlı değildir. En‘âm 6:112 ve Nâs 114:6. ayetlerin delaletiyle, insanlardan da şeytanlık yapanlar, şeytanlaşmaya özenenler ve şeytan gibi diğer insanları saptırmaya çalışanların bulunduğu bilinmektedir. Bu cümleden olarak, yıldızlara bakarak çeşitli bilgiler ortaya koymaya çalışan, bunu bir zan sebebi ve gayb hakkında ileri geri konuşma nedeni haline getiren, sonuçta insanların hayatı hakkında ahkâm kesen müneccimler de ayette kast ediliyor olabilir.(43)
Bu tür işler veya sözler gayb i konularda “gayba taş atmak” kavramıyla ilişkilendirilmekte ve tıpkı mağara delikanlılarının sayısıyla ilgili farklı kanaatler ortaya koyanların durumu gibi, bunlar da yaptıkları tahminler de reddedilmektedir.(44) Ayetin vermek istediği mesajın özü şudur: Gaybdan haber verme teşebbüsleri şeytanlıktır.(45)
3. وَاَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابَ السَّع۪يرِ “Onlar için kavurucu azabı hazırladık.” Burada kendileri için yakıp kavurucu azabın hazırlandığı belirtilen kişiler, önceki cümlede sözü edilen şeytanlardır. Bu şeytanlar ister cinlerden olsun, isterse insanlardan olsun, sonuç değişmemektedir.
Cinlerden olan şeytanların cehennemlik olduğu zaten bilinmektedir. Burada biraz daha öne çıkan husus, şeytanlaşmış insanlar için ateş azabının hazırlandığının beyan edilmesidir. Zira ayetteki لَهُمْ [lehüm] ifadesindeki [hüm] zamiri, maksadın insan şeytanları olduğunu gösterebilir.
Astroloji gibi işlerle uğraşıp müneccimlik yapanlar, insanların hayatları hakkında gayba taş atmaktan öte bir anlam taşımayan ve onlara herhangi bir yarar da sağlamayan meşguliyetlerin sahipleridirler. İşte bu kişiler elbette insanlar hakkınd a yanlış şeyler söyledikleri ve gaybı bilemeyen varlıklar olarak adeta gayba taş attıkları için hiçbir şekilde itibara alınmamalıdır.
Bu arada Kur’an’da geçen اَعَدَّ [e‘adde](46) veya اَعْتَدْنَا [a‘detnâ](47) etken (ma‘lûm) veya اُعِدَّتْ [u‘ıddet](48) edilgen (meçhul) fiilinin geçmiş zaman kalıbında getirilmesinin sebebi, azabın veya ödülün hazırlanmış olduğunu değil, hazırlanacağını gösteren bir mana vermektedir ki böyle gelecekte mutlak surette yaşanacak olaylar için Kur’an’da bazen geçmiş zaman kalıbı kullanılmaktadır ki bu bir Kur’an üslubudur.
Dipnotlar
40-) Semerkandi , age ., III, 136.
41-) İslâmoğlu , age ., s. 1150’de 9. not.
42-) Buhari , Bed’ü’l -Halk, Bâb fi’n-Nücûm , 3.
43-) Razi, age ., XXX, 60.
44-) Kehf 18 : 22.
45-) İslâmoğlu , age ., s. 1150’de 11. not.