Yüce Allah surenin 15-22. ayetlerinde yani bu üçüncü grup ayetinde, insanların rızık için çalışması gerektiğini belirtmekte, kudretini dile getirmekte ve buna rağmen öncekilerin inkâr ettiklerini hatırlatmaktadır.
Ardından gruplar halinde uçuşan varlıklara dikkat çekilerek, bu sistemin sahibi olan Yüce Allah’ın her şeyi gördüğü bildirilmektedir. Daha sonra Allah’a rağmen hiç kimsenin hiç kimseye yardım edemeyeceği ve rızık veremeyeceği belirtilerek, haktan veya b atıldan yana olmak anlamında farklı özellikteki iki insan tipi mukayese edilmektedir.
Surenin 15. ayetinden 21. ayetine kadarki kısmı adeta [kelime-i tevhîd] in [lâ ilâhe], yani [nefy] (olumsuzlama) kısmını oluşturmaktadır. Çünkü burada sorulan sorular, cevabı beklenen türden değil, [istifhâm-ı inkârî] türündendir. Soruya konu edinilen şeylerin gerçekleşmediğini, bunların imkânsız olduğunu ortaya koymayı veya muhataplara düşündürtüp itiraf ettirmeyi amaçlamaktadır. 23. ayetten sonraki kısım ise adeta [kelime-i tevhîd] in [illellâh] bölümüdür; yani Rabbimizin kendisini tanıttığı ispat kısmını oluşturmaktadır.
Her iki ayet grubunda vurgulanmak istenen husus adeta şudur: Allah şu şu özelliklere sahip olan yegane erişilmez gücün sahibidir; dolayısıyla mabudluk sadece O’na yakışır ve yaraşır; başkal arının böyle bir sıfatı elde etme hakkı yoktur.
ıv. (22. Ayet): Hak-Batıl Karşılaştırması
اَفَمَنْ يَمْش۪ي مُكِبًّا عَلٰى وَجْهِه۪ٓ اَهْدٰىٓ اَمَّنْ يَمْش۪ي سَوِيًّا عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ “Yüzüstü sürünen mi daha doğru gidebilir yoksa doğru yolda düzgün bir şekilde yürüyen mi?”
Ayetteki اَفَمَنْ يَمْش۪ي [efemenyemşî] ifadesi “yürüyen mi, sürünen mi”; مُكِبًّا [mükibben] kelimesi “kapanarak, kapaklanarak”; عَلٰى وَجْهِه۪ٓ [‘alâvechihî] sözcüğü “onun kendi yüzüstünde”; اَهْدٰى [ehdâ] kelimesi “daha doğru, istikametli olur”; اَمَّنْ يَمْش۪ي [emmen yemşi] ifadesi “yoksa yürüyen mi”; سَوِيًّا [seviyyen] sözcüğü “düzgün, düz bir yürüyüş halinde”; عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ [‘alâsırâtınmüstakîmin] tamlaması ise “dosdoğru yol üzerinde” demektir.
Burada hidayet ve dalalet konusunda bir karşılaştırma yapılmakta ve kimlerin istikamet sahibi olduğuyla ilgili bilgi gündeme getirilmektedir.
Bu ayette, surenin başından beri anlatılan hak-b atıl, iyi-kötü, mümin-kâfir, cennetlik-cehennemlik vs. kişiler son derece çarpıcı bir benzetme ile mukayese edilmekte ve insanların hangi yolu takip etmesi gerektiği kendilerine öğretilmektedir.
Bazı âlimler bu ayetin Ebu Cehil hakkında indirildiğini beyan ederken, diğer bir kısmı ise mesajın genel olarak bütün kâfirleri içerdiği kanaatindedir.(128) Hatta Kelbî’den gelen bir rivayete göre, yüzüstü yere kapaklanan kişi Ebu Cehil, dosdoğru yolda yürüyen ise Hz. Peygamber veya Hz. Hamza’dır.(129) Bu rivayetler de elbette doğru olabilir; ancak, bizim tercihimiz mesajın bu kişileri de içerecek şekilde genel ve evrensel olduğu yönündedir.
1. اَفَمَنْ يَمْش۪ي مُكِبًّا عَلٰى وَجْهِه۪ٓ اَهْدٰىٓ “Yüzüstü sürünen mi daha doğru gidebilir?” Burada sözü edilen “Yüzüstü yere kapaklanarak yürümek” ifadesi, aslında “hiç yürüyememek” demektir. “Ağır aksak yürümek”, “inişli çıkışlı bir yolda her an yüzüstü düşebilecek şekilde yürümek”, “zor bela yürümek” veya “yolunu bulamadan yürümek”(130) şeklindeki yorumların gerçeği yansıtmadığı kanaatindeyiz.
Çünkü burada sözü edilen tip, inkârcı insanı temsil etmektedir. İnkârcılık hiçbir şekilde hakikate ulaşamamaktır. Yere bakarak yürüyenler geç de olsa hedefe ulaşabilirler. Oysa burada verilmek istenen mesaj, bu tipin yolda yürüyemeyeceği ve bulunduğu durumda hedefe kesinlikle ulaşamayacağıdır.
Kur’an’da sadece bu ayette zikredilen مُكِبًّا [mükibben] kelimesinin “kapanmak, kapaklanmak, önünü, sağını ve solunu görememek” manalarına gelmesi bu sonuçları elde etmemize vesile olmaktadır. Kur’an’da yedi kez(131) zikredilen اَهْدٰى [ehdâ] kelimesi “daha doğru yol, en doğru hidayet” gibi anlamlar içermektedir.
Ayette b atılı veya küfrü temsil eden bir anlayışın sahiplerinin yolsuz olduğu hatırlatılmakta ve takip ettikleri yolun yol olmadığı, gidişlerinin de gidiş olmadığı bildirilmektedir. Ne yol yoldur, ne de gidiş gidiştir. Çünkü bu kişiler yere kapaklandıkları için bir adım ötesini dahi görememekte, dahası aslında bulundukları yerin yol olup olmadığını bile kestirememektedirler. Yüzüstü yere kapaklananlar ileriyi göremeyecekleri için onların hareketine “yürümek” değil, “sürünmek” denmelidir. Bu nedenle tercümeyi böyle yapmayı tercih ettik.
2. اَمَّنْ يَمْش۪ي سَوِيًّا عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ “Yoksa doğru yolda düzgün bir şekilde yürüyen mi?” Ayette mukayeseye konu olan diğer insan tipi ise, mümini ve istikameti isabetli olan kişiyi, bir anlamda hakkı, hakikati ve doğruyu temsil etmektedir.
a) Bunlar “dosdoğru bir yolda düzgün bir şekilde yürüyen kişiler” olarak tanıtılmaktadır. Söz konusu insanların hem yolu yoldur ve düzgündür; hem de yürüyüşleri. Öncekinin aksine, yolda da yürüyüşünde de yürüyende de arıza yoktur.
Bu tür mukayese içerikli kullanımların Kur’an’da çeşitli örnekler i vardır.(132) Ayrıca bu tür mukayeselerde karşı tarafın açıkça zikredildiği örnekler de vardır. Üç örnek hatırlatmakla yetinelim:
Ra‘d 13:19: “Rabbinden sana indirilenin hak olduğunu bilen kimse, (inkâr eden) kör kimse gibi olur mu? (Fakat bunu) ancak akıl sahipleri anlar.”
Secde 32:19: “Öyle ya, mümin olan, yoldan çıkmış kimse gibi midir? Bunlar elbette bir olamazlar.”
Muhammed 47:14: “Rabbinden apaçık bir delil üzerinde bulunan kimse, kötü işi kendisine güzel görünen ve heveslerine uyan kimse gibi olur mu?”
Bu ve benzer örneklerden hareket ederek yorumunu yapmakta olduğumuz ayette de bir mukayeseye yer verildiğini ve olumsuz insan tipinin zikredilmediğini rahatlıkla ifade edebiliriz.
b) Peki, “yere kapaklanarak yürüyemeyen kişi ile dosdoğru bir yolda düzgün olarak yürüyenin mukayesesi” ne anlama gelmektedir? Bizce burada iki cevap verilebilir:
ı. Şirk, küfür ve nankörlük yolu, kişiyi hiçbir şekilde hedefine ulaştıramaz; çünkü bunu tercih edenler yola bile çıkmış değillerdir. Esasında bu anlama göre kâfirlerle ince bir alay söz konusudur. “Yola çıkmayıp yürüyemeyen kişi”ye, “sen mi daha doğru yoldasın, yoksa doğru yolda düzgün bir şekilde yürüyen mi” sorusunu sormak onunla alay etmekten başka bir şey değildir.
ıı. Ağır aksak gidilen yolun yolcusu eninde sonunda yüzüstü yere kapaklanacak ve artık hiçbir şekilde yürüyemeyecektir. Bu izah, ayetteki maksadı Katâde’nin de dediği gibi, mahşerle ilişkilendirmenin yolunu da açabilir.(133) Buna göre, şirk ve küfür üzere yaşanan bir hayat dünyada sıkıntılara gebe olduğu gibi mahşerde de derin bir hüsranın nedeni olacaktır. Orada kaldırıp bakacak yüzü de, yüzünü kendisine çevirecek bir dostu da olmayacaktır. Hakkı takibin sonu selamet, b atılı takibin sonu ise fel akettir.
c) Şüphe yok ki Kur’an’da her ayetin güne dair doğrudan veya dolaylı bir mesajı vardır. Ayetleri bu açıdan anlamaya çalışmak ve içerdiği evrensel mesajla insanlığı buluşturmak çok önemlidir. Bu çerçevede yorumunu yapmakta olduğumuz Mülk 67:22. ayetin de güncel hayata dair sonuçları bağlamında çeşitli çıkarımlar yapılabilir. Bu çerçevede son derece önemli ve faydalı gördüğümüz bir değerlendirmeyi özellikle hatırlatarak konuyu toparlamak istiyoruz:
“Aklını kullanıp azgınlıktan, inkârdan, inattan, uyarıya aldırış etmemekten ve aldanmaktan kendini kurtaramayanları Yüce Allah bu ayette sürüngenlere benzetmektedir. Aklını kullanmayan fert ve toplumlar, medeniyetin, gelişmenin ve ilerlemenin yolunda sürüngenler gibi yol alırlar.”
“Onlar çok yavaş yol aldıkları gibi, nereye niçin gittiklerini de bilmezler. Sadece debelenip dururlar. Aklın manalarından biri de ufuktan ufuklara koşmaktır; yolu uzatmadan ve virajlı yollara girmeden, kısa yoldan hedefine doğru süratle hareket etme gücüdür. Bu gücü kullanmayanlar Yüce Allah’a giden yolda sürüngenler gibi yol alabilirler.”
“İşte Yüce Allah insanlara soruyor, medeniyet yolunda yüzüstü kapanıp sürüngenler gibi yürümek mi daha iyi, yoksa dimdik ayakta doğru yolda yürümek mi daha başarılıdır? Bir bakıma “yüzüstü çok süründün, ayağa kalk insanlık” seslenmesi yapılmaktadır. Demek ki, biyolojik olarak ayakta olmak yeterli değil, asıl aklı kullanmak ve düşünmek ayakta yürümektir. Aklını kullanmak sürüngenlikten kurtulmaktır.”
“Yüzüstü sürünmenin başka bir anlamı daha vardır: Bu şekilde sürünen kişi veya toplumlar sadece yeri görürler, onların ufku yoktur, uzağı göremezler. Aklını kullanamayan insanlar dar kafalı olduklarından uzağı göremezler, ufuksuzdurlar, gelecek için projeler üretemez, kısa vadeli projeler peşinde koşarlar, basit ve küçük şeylerde tatmin olmaya çalışırlar.”
“Aslında Mülk 19’da geçen ‘kanadını açıp kapayan kuşlar’ gibi aklını dünya meselelerine süzen, ufuktan ufuklara uçan beyni oluşturmak gerekiyor. Din eğitiminin amacı bu olsa gerek.”(134)
Dipnotlar
128-) Semerkandi , age ., III, 478.
129-) Zemahşeri , age ., IV, 570.
130-) Razi, age ., XXX, 73.
131-) N isâ 4: 51; En‘ âm 6 : 157; İ srâ 17 : 84; Kasas 28 : 49; Fâtır 35 : 42; Zuhruf 43 : 24; Mülk 67 : 22.