Yüce Allah, surenin 81-89. ayetlerinde tevhide vurgu yapmakta, gücünü hatırlatmakta, inkârcılara zaman tanıdığını bildirmekte, her yerde var olduğunu haber vermekte, katında hakka şahit olan melekler hariç hiç kimsenin şefaat yet kisinin olama yacağını ifade etmekte, buna göre muhataplarını bilgilendirmesini Hz. Peygamber’den istemektedir.
وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَهُمْ لَيَقُولُنَّ اللّٰهُ فَاَنّٰى يُؤْفَكُونَ “Onlara ‘kendilerini kimin yarattığını’ sorsan elbette ‘Allah’ derler. Nasıl da (gerçeklerden) döndürülüyorlar!”
Ayetteki وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ [ve lein seeltehum] fiili “ve muhakkak ki onlara sorsan”; مَنْ خَلَقَهُمْ [menhalekahum] sorusu “onları kim yarattı (diye)”; لَيَقُولُنَّ [leyekûlünne] fiili “mutlaka (şöyle) derler”; اللّٰهُ [allâhu] kelimesi “A llah”; فَاَنّٰى [feennâ] edatı “nasıl da”; يُؤْفَكُونَ [yü’fekûne] edilgen fiili ise “(haktan) çevr ilmektedirler” demektir.
Burada Mekkeli müşriklerin Allah inancı hususunda nasıl derin bir çelişki içerisinde oldukları gündeme getir ilmektedir.
1. وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَهُمْ لَيَقُولُنَّ اللّٰهُ “Onlara ‘kendilerini kimin yarattığını’ sorsan elbette ‘Allah’ derler.” Yüce Allah Hz. Peygamber’e hitap etmekte ve onların olumsuz tavırları nedeniyle üzülmemesini söylemekte, Mekkeli müşriklerin inanç noktasında nasıl mantıksızlıklar içerisinde bulunduklarını ortaya koymakta, inkârcılıkta nasıl bir çelişki içerisinde bulunduklarını, kendilerince Allah ile ilişkilerini nasıl yanlış bir şekilde belirlediklerini, Allah inancına sahip olmalarına rağmen duyarlı davranmadıklarını dikkatlere sunmaktadır.
Bu anlamda benzer sorular ve verilen cevaplar Yûnus 10:31, Mü’minûn 23:84-89, ‘Ankebût 29:61, 63, Lokmân 31:25, Zümer 39:38 ve Zuhruf 43:9, 87’de de yer almaktadır. Benzer içerikte, ancak cevabını Yüce Allah’ın verdiği başka örnekler de En‘âm 6:12, Ra‘d 13:16, Sebe’ 34:24 ve Mü’min 40:16’te zikredilmektedir.
Yüce Allah daha önce yorumladığımız Zuhruf suresi dokuzuncu ayette de geçtiği üzere, Mekkeli müşriklerin göklerin ve yerin yaratıcısı olarak kendisini itiraf ettiklerini haber vermektedir. Konunun işlendiği ayetlerde görüldüğü şekliyle, müşriklere kâinatı kimin yarattığı sorulduğunda hemen ve kesin ifadeler kullanarak “Allah yarattı” cevabını verecekleri beyan edilmektedir.
Yorumunu yapmakta olduğumuz ayette de bu ifade لَيَقُولُنَّ [leyekûlünne] şeklinde yer almaktadır ki hem fiilin başındaki [lâm/le] hem de sonundaki “şeddeli [nûn]” harfleri pekiştirici mana vererek onların bu konudaki tutumları net bir şekilde ortaya konulmaktadır. Yaratıcı Allah’ı kabul eden bu insanlar Yüce Allah’ın risalet görevlendirmesini, kitap göndermesini, hayata müdahale etmesini ve öldükten sonra mahşerdeki diriltmeyi reddetmekte, bu arada Allah’a ulaşabilmek için aracı ilahlar edinerek tevhid inancını ortadan kaldırmaktalardı.
2. فَاَنّٰى يُؤْفَكُونَ “Nasıl da (gerçeklerden) döndürülüyorlar!” Bu ifade “(Hayret!) Nasıl oluyor da (gerçeklerden) çevriliyorlar!” şeklinde de tercüme edilebilir. Esasında yoktan yaratma hususunda etkin tek gücün Yüce Allah olduğunu kabul eden müşrikler, konu risalet, vahiy ve âhiret olunca inkâra saplanmaktalardı. İşte bu hususa dikkat çekmek üzere Yüce Allah ayetin sonunda “Nasıl da yoldan saptırılıyorlar!” buyurarak müşrikleri kınamaktadır.
Fâtır 35:3’te de açıkladığımız üzere, buradaki اَنّٰى [ennâ] edatı “nasıl da”, “hangi sebepten dolayı” gibi anlamlar vermektedir. Bu edatın “hayret” manası da elbette vardır ve burada o mana da hesaba katılmalıdır: “(Hayret!) Nasıl oluyor da (gerçeklerden) çevriliyorsunuz!”
“Yalanlamak” anlamına gelen [e-f-k]/ [ifk] kökünden türetilen يُؤْفَكُونَ [yü’fekûne] fiili, “yalanlamak” manasında da yorumlanmaktadır. Buna göre cümlenin manası, “sizi de Allah’ın yarattığını bilmenize rağmen neden yalanlıyorlar?” şeklini almaktadır. Ayette geçen bu kınama ifadesi Kur’an’da çeşitli ayetlerde(318) zikredilmekte, muhatapların inkârcılar, müşrikler, yanlış inanç sahipleri ve münafıklar olduğu görülmektedir.
Bu kelimenin “döndürülmek” manası da vardır.(319) Bu durumda cümleye, “nasıl oluyor da tevhidden şirke döndürülüyorsunuz!” manası verilebilir.
Buradaki يُؤْفَكُونَ [yü’fekûne] edilgen fiili “iftira atmak” şeklindeki asıl manasına uygun olarak, “nasıl da iftiraya uğratılıyor, iftiraya kurban ediliyorlar” şeklinde de anlaşılabilir. Yûnus 10:31’de “gökten ve yerden size kim rızık veriyor” diye onlara sorulduğunda “Allah rızıklandırıyor” cevabını verecekleri beyan edilmektedir. Bu itirafa rağmen, nasıl oluyor da hakikati kabulden döndürüldükleri, gerçeklerden savruldukları ve Yüce Allah’a kulluktan ayrılıp şirke bulaştıkları soruya konu edinilmekte, “hayret ki ne hayret” manası kast edilmektedir.