Yüce Allah, surenin 81-89. ayetlerinde tevhide vurgu yapmakta, gücünü hatırlatmakta, inkârcılara zaman tanıdığını bildirmekte, her yerde var olduğunu haber vermekte, katında hakka şahit olan melekler hariç hiç kimsenin şefaat yet kisinin olama yacağını ifade etmekte, buna göre muhataplarını bilgilendirmesini Hz. Peygamber’den istemektedir.
ııı. (83. Ayet): İnkârcılara Zaman Tanınması
فَذَرْهُمْ يَخُوضُوا وَيَلْعَبُوا حَتّٰى يُلَاقُوا يَوْمَهُمُ الَّذ۪ي يُوعَدُونَ “Sen (şimdilik) bırak da kendilerine vadedilen günlerine kavuşuncaya kadar (boş işlere) dalsınlar, oynasınlar.”
Ayetteki فَذَرْهُمْ [fezerhum] emri “sen onları bırak”; يَخُوضُوا [yehûdû] fiili “(boş işlere) dalsınlar”; وَيَلْعَبُوا [veyel‘abû] fiili “ve oynasınlar”; حَتّٰى يُلَاقُوا [hattâyülâkû] ifadesi “buluşuncaya kadar, karşılaşıncaya dek”; يَوْمَهُمُ [yevmehum] tamlaması “onların (şu) günlerine, mahşer gününe”; الَّذ۪ي يُوعَدُونَ [ellezîyû‘adûne] ifadesi ise “kendilerine vaadedilmekte olan” demektir.
Burada Hz. Peygamber’in şahsında bütün müminlere yönelik bir davranış modeli gündeme getirilmektedir.
Yüce Allah tamamen aynı ifadelerle Me‘âric 70:42’de de geçen bu ayette Hz. Peygamber’e hitap etmekte ve ona bir tebliğ metodu öğretmektedir. İlgili ayette gerekli izahımızı yapacağımız için burada benzer şeyleri tekrarlamayacak, sadece bazı hatırlatmalarla yetineceğiz.
1. Ayette yer alan يَخُوضُوا [yehûdû] fiili “(boş işlere) dalmak”, “lafazanlık yapmak”, “laf ebeliği yapmak” anlamlarına gelmektedir. Bu kelime Kur’an’da hep olumsuz ve yerilen içeriklerde kullanılmaktadır.(295) Nisâ 4:140 ve En‘âm 6:68’den anlaşıldığına göre, bu kişilerin uğraşları daha çok Yüce Allah’ın ayetleri hakkında ileri geri konuşma ve alay şeklinde gerçekleşiyordu.
Burada inkârcılar için kullanılan bir diğer kelime ise “oynamak” anlamına gelen يَلْعَبُوا [yel‘abû] fiilidir. Bu fiil, Kur’an’da daha çok sonuçsuz ve faydasız işlerle meşgul olmak anlamında kullanıldığı için çeşitli ayetlerde(296) [yehûdu(û)] fiiliyle birlikte gelmektedir.
2. İnkârcılar bir taraftan hakikati reddetmekte, diğer taraftan da gerçekleri bastırmak için onlar hakkında laf üretmeye çalışmakta, eylem ve söylemleriyle bu olumsuz tavrı devam ettirmekteydiler. İşi sulandırmak veya konuyu alaya almak için çeşitli argümanlar geliştirmekte, vahyin sesini kısmak için ellerinden gelen her şeyi yapmakta ydılar.(297)
Mekke’de bu bilinçli ve olumsuz davranış sahiplerinin dışında, meseleyi ciddiye almayıp vurdumduymaz bir tutum sergileyenler de vardı. Onlara yönelik olarak da Yüce Allah yorumunu yapmakta olduğumuz ayette Hz. Peygamber’e şöyle seslenmektedir:
“Onları kendi hallerine bırak, boş işlerle uğraşsınlar, ömürlerini oyunla geçirsinler; ancak sonunda kendilerine va adedilen azapla mutlaka karşılaşacaklardır.” Onlar kıyâmet ve âhireti alaya alsalar da zamanı gelince bu gerçeklerle mutlaka yüzleşecekler ve pişman olacaklardır; fakat son pişmanlık fayda vermeyecektir.
İşte Yüce Allah onların bu tutumlarına karşılık Hz. Peygamber’i motive etmekte, yaptıklarına takılıp kalmamasını öğütlemekte ve sonuçta hak ettikleri azabın inkârcıları bulacağını beyan etmektedir. Böylece bir taraftan Hz. Peygamber’in ve müminlerin morali yükseltilirken, diğer taraftan da inkârcı muhataplara gözdağı verilmektedir. Yüce Allah, Hz. Peygamber’i, kendi işine bakması hususunda bilgilendirmekte ve vahiyden yararlanmak isteyenlerle meşgul olmasının daha doğru olacağını kendisine bildirmektedir.
Esasında vahyin ilk dönemlerinde Müslümanların sayısı çok az olduğu için, karşıtlarıyla fiziksel olarak mücadele etmeleri mümkün değildi. Bu nedenle, Yüce Allah inkârcılık ve düşmanlık yapan muhatapları Hz. Peygamber’in gündeminden düşürmek istemektedir. Onlarla fiziksel anlamda uğraşarak gereksiz düşmanlık filizlerinin yeşertilmesini engellemeyi amaçlamaktadır.
İnanmıyorlar diye hemen cezalandırmak doğru değildir. Kaldı ki surenin Mekke dönemi surelerinden olduğu düşünüldüğünde ceza vermekten değil, müşriklerin inanmamalarına üzülmemekten söz etmek çok daha doğrudur. Ayetlerin mesajı evrensel olduğu için, aynı duygular bugün de gelecekte de geçerliliğini devam ettirecektir. Kâfirlere nasıl davranılması gerektiğiyle ilgili geniş bir değerlendirmeyi Me‘âric 70:42’de yapacağımız için burada tekrara düşmek istemiyoruz.