-
.وَاِنَّهُ لَذِكْرٌ لَكَ وَلِقَوْمِكَۚ وَسَوْفَ تُسْـَٔلُونَ ﴿٤٤﴾
Yüce Allah, surenin 36-45. ayetlerinde vahye kör bakanların, ondan yüz çevirenlerin şeytanla arkadaş kılınacaklarını, artık şeytanın onlardan ayrılmayacağını, mahşerde derin bir pişmanlık yaşayacaklarını, ancak her birisinin azapta ortak olacaklarını, körlüğü, sağırlığı ve sapkınlığı tercih edenlere hidayet edilmeyeceğini, onlardan bunun hesabının sorulacağını, vahye sarılmak gerektiğini, herkesin mutlak surette o vahiyden hesaba çekileceğini, Rahmân’dan başkasına kulluk edilmesi yönünde herhangi bir buyruğu olmadığını dile getirmektedir.
ıı. (44. Ayet): Vahyin Şeref Kaynağı Oluşu
وَاِنَّهُ لَذِكْرٌ لَكَ وَلِقَوْمِكَ وَسَوْفَ تُسْـَٔلُونَ “Şüphesiz ki o (Kur’an), senin ve kavmin için (gerçeği) hatırlatan (öğüt)tür. İler ide ondan sorgulanacaksınız.”
Ayetteki وَاِنَّهُ [veinnehû] ifadesi “muhak kak ki o”; لَذِكْرٌ [lezikrun] kelimesi “(gerçeği) hatırlatma, öğüt, şeref, onur(dur)”; لَكَ [leke] ifadesi “senin için de”; وَلِقَوْمِكَ [velikavmike] ifadesi “ve senin kavmin için de”; وَسَوْفَ تُسْـَٔلُونَ [vesevfe tüs’elûne] ifadesi ise “ileride (bu kitaptan) sorgulanacaksınız” demektir.
Burada vahyin misyonu ile bütün muhatapların mahşerde ondan sorgulanacakları gerçeği gündeme getirilmektedir.
1. وَاِنَّهُ لَذِكْرٌ لَكَ وَلِقَوْمِكَ “Şüphesiz ki o (Kur’an), senin ve kavmin için (gerçeği) hatırlatan (öğüt)tür.” Yüce Allah Hz. Peygamber’in ve onun şahsında bütün insanların sıkıca sarılmasını emrettiği vahyin hem Hz. Peygamber, hem de bütün kavmi yani ümmeti için bir [zikr] olduğunu beyan etmektedir.
a) Ayette sözü edilen ذِكْر [zikr] kelimesi “(gerçeği) hatırlatan şey” manasına gelmekte, dolayısıyla hak ve hakikatin sadece ve sadece onunla elde edilebileceği ifade edilmek istenmektedir. Bu ayette vahyin [zikr] oluşu “hatırlatıcılığı”nın yanında aynı şekilde “şeref, itibar ve onur kaynağı”(162) oluşuyla da anlaşılabilir.
Dahası, Mü’minûn 23:71’de de müşriklere şeref ve itibarlarının getirildiği, ancak onların bu şeref ve itibar kaynağı Kur’an’dan yüz çevirdikleri beyan edilmektedir. Vahiy hem şeref, itibar, haysiyet, onur kaynağıdır; hem de onun sayesinde insanlar şeref ve itibar sahibi olacaklardır.
b) Vahyin ذِكْر [zikr] oluşuyla ilgili olarak Enbiyâ 21:10’da şöyle buyurulmaktadır: “Şüphesiz ki size, içinde (gerçekleri) hatırlamanız (için bilgiler) bulunan bir kitap indirdik. Akıl etmiyor musunuz?” Yüce Allah, Kur’an’ın bütün insanlar için gerçekleri hatırlatma, bu temel amaca ilave olarak şeref, onur, haysiyet, tavsiye, öğüt içeren esaslara sahip olduğunu ifade etmektedir.(163)
Burada geçen ذِكْر [zikr] kelimesi Kur’an’ın isimlerinden birisidir ve gerçekleri hatırlatıcılığı ile fıtrata yerleştirilen hakikatleri hatırlatması nedenine bağlı bir kelimedir. Kur’an'da zikrin bulunması, insanların muhtaç olduğu her şeyin onda bulunduğunu ortaya koymaktadır. Konuyla ilgili olarak Sâd 38:1’de vahyin “zikir sahibi” oluşu vurgulanmaktadır.
Zâriyât 51:55 ve pek çok ayette de belirtildiği üzere, din adına hatırlatmalarda bulunmak isteyen veya bu görevi yapmak durumunda olanlar [zikr] olan Kur’an’ı tebliğ etmekle yükümlüdür. En‘âm 6:70, Enbiyâ 21:45, Furkân 25:53 ve Kâf 50:45’te dikkat çekilen husus da budur. Zira vahiy, insan hayatına dair muhtaç olunan her şeyi içermektedir. Buna göre en güzel öğüt en güzelin öğüdüdür ki bu da Kur’an’dır.
c) Kur’an’ın Kur’an’da geçen isimlerinden biri “hatırlatma ve öğüt” anlamında [zikr], [zikrâ] veya [tezkirah’t]ır. Kur’an’da 70 kez geçen [zikr/ez-zikr] kelimelerinin önemli bir bölümü(164) “Kur’an, vahiy” anlamına gelmektedir. Bu arada [zikrâ/ez-zikrâ] kelimeleri de Kur’an’da 23 kez geçmektedir ki bunların da bir bölümü(165) “vahiy” manasındadır. Ayrıca 9 kez geçen [tezkirah/et-tezkirah] kelimelerinin 2 tanesi hariç,(166) diğerleri(167) “Kur’an” için kullanılmaktadır.
Kur’an’ın [zikr] veya [tezkirah,] yani “öğüt ve hatırlatma” oluşu, onun daha önce insana bildirilmiş olmasını gerektirir. Nitekim insanlara bir şeyleri hatırlatmak demek, onların daha önceden haberdar edildiklerini söylemek demektir. Şunu söyleyebiliriz: Vahyin hatırlatıcılığı, onun fıtrata uygun gerçekler içermesi anlamına gelmektedir.
d) Fıtrat, yaratılışta Yüce Allah’ın insanı şekillendirdiği ilahi programın adıdır. İnsan için önemli ve vazgeçilmez bütün değerler, fıtrata ilmek ilmek işlenmiştir. İnsandan istenen şey, buna uygun tercihler ve tavırlar ortaya koyması, bir anlamda fıtratıyla ters düşmemesidir. Fıtrata işlenen “Yüce Allah’ı tek ilâh olarak tanıma” imzası, Kur’an’ın sunduğu hatırlatmaları fıtratın hiçbir şekilde yadırgamayacağını ortaya koymaktadır. İnsan, daha önce aşina olduğu şeyleri duyunca onları hatırlar ve zihninde herhangi bir çelişki ile karşılaşmaz.
“Zikir” ile “fıtrat” uyumu son derece önemlidir. Mutlak inkârcılar hariç olmak üzere, eğer sunulan ilahi bildirimlere karşı red cevabı alınıyorsa, bilinmelidir ki ya yapılan sunumda bir yanlışlık vardır ya da ilahi prensipleri doğru anlamada bir sorun yaşanmaktadır. Bu durumun sebebi, ya doğru bilgilenmemek ya da aklını doğru kullanmamaktır. İlahi prensiplerin yer aldığı Kur’an’ı Yüce Allah’ın bir kitabı, insanı ve onun fıtratını da diğer bir kitabı olarak kabul ettiğimize göre, bütünüyle iki kitabın ve parça parça ayetlerinin birbirleriyle çelişmeleri de kesinlikle mümkün değildir.
Kur’an, “insana gerçekleri ve Yüce Allah’ı hatırlatan” ilahi kaynaklı evrensel bir hitaptır, sesleniştir.(168) Bu ismi gereği Kur’an, fıtrat sözleşmesindeki programın işletilmesi durumunda aklın yadırgamayacağı esasların insana sunulduğunu, bütün varlıklarla ilgili görev ve sorumlulukların kendilerine hatırlatıldığını ifade etmektedir. Bu arada vahiy için ذِكْر [zikr] kelimesinin kullanılması Enbiyâ 21:10. ayette de geçtiği üzere vahyin müminler için gerçeği hatırlatan bir metin, ayrıca bir şeref, onur, hassasiyet ve itibar kaynağı oluşunu da içermektedir.
2. وَسَوْفَ تُسْـَٔلُونَ “İleride ondan sorgulanacaksınız.” Yüce Allah vahye sımsıkı sarılma emrini Hz. Peygamber’e verdikten sonra, maksadın “bütün muhataplar” olduğunu beyan etmek istediğini işte bu cümlede ortaya koymaktadır. Çünkü burada kullanılan fiil تُسْـَٔلُونَ [tüs’elûne] şeklinde çoğul getirilmiştir.
İnsanlar başka kitaplardan değil, Kur’an’dan hesaba çekilecekler, bu kitaba göre yaşayıp yaşamadıkları sorgulanacak, bu kitabın içeriğini hayatlarına taşıyıp taşımadıkları hususunda yargılanacaklardır. İfadenin başında yer alan سَوْفَ [sevfe] edatı bu sorgulamanın ileride yani mahşerde yaşanacağını(169) ve fiilin gelecek zaman manasına geldiğini gösteren bir edattır.