اَفَنَضْرِبُ عَنْكُمُ الذِّكْرَ صَفْحًا اَنْ كُنْتُمْ قَوْمًا مُسْرِف۪ينَ “Siz haddi aşan kişiler oldunuz diye sizi [zikr] (Kur’an’la uyarmak)tan vaz mı geçelim?”
Ayetteki اَفَنَضْرِبُ [efe nadribu] sorusu “vaz mı geçelim”; عَنْكُمُ [‘anküm] ifadesi “sizden”; الذِّكْرَ [ez-zikra ] kelimesi “(gerçeği) hatırlatmak(la ilgili)”; صَفْحًا [safhan] kelimesi “vaz geçme açısından, vaz mı geçeceğiz”; اَنْ كُنْتُمْ [en küntüm ] ifadesi “siz (şöyle) oldunuz) diye”; قَوْمًا [kavmen ] kelimesi “(şöyle) bir topluluk”; مُسْرِف۪ينَ [müsrifîne] kelimesi ise “haddi aşanlar” demektir.
Burada Yüce Allah’ın vahyini insanlara ulaştırmadaki kararlılığı gündeme getirilmektedir.
Yüce Allah özelde Mekkeli müşriklerin, genelde bütün inkârcıların hadlerini aşmaları karşısında onları uyarmaktan vazgeçmeyeceğini, الذِّكْر [ez-zikr] olarak isimlendirdiği vahyini onlardan başka bir yöne atmayacağını, yani onu indirmekten, insanlara ulaştırmaktan vazgeçmeyeceğini haber vermektedir.
Ayette geçen نَضْرِبُ ... صَفْحًا [nadribu] … [safhan] ifadesi bir deyim olarak “vazgeçmek”, “terk etmek” manasına gelmekte ve insanların başıboş bırakılmayacaklarını ifade eden ayetlerle benzer bir mesaj içermektedir.(18) Yüce Allah Mekkeli müşriklerin inkârda, haksızlıkta ısrarlı oldukları ve insanların canlarına kastettikleri için Hz. Peygamber’e bir zararları dokunur diye onlara nasihatlerde ve uyarılarda bulunmaktan, “gerçeği hatırla(t)mak” demek olan [zikr]’i, yani Kur’an’ı indirmekten vazgeçmeyeceğini “inkârî soru” ifadesiyle beyan etmektedir.
“Vaz mı geçeceğiz?” demek “vazgeçmeyeceğiz” demektir. Bu arada اَنْ كُنْتُمْ [en küntüm] ifadesinin de ل اَنْ كُنْتُمْ [lien küntüm] “olduğunuz için” takdirinde olduğu anlaşılmakta, gerekçe manası içerdiği ifade edilmektedir.(19)