33. Gökleri ve yeri yaratan, bunları yaratmakla yorulmayan1 Allah’ın, ölüleri diriltmeye de gücünün yeteceğini hiç mi düşünmediler?2 Evet; şüphesiz ki O, her şeye gücü yetendir.3
33.Gökleri ve yeri yaratan, bunları yaratmakla yorulmayan Allah’ın, ölüleri diriltmeye de gücünün yeteceğini hiç mi düşünmediler? Evet; şüphesiz ki O, her şeye gücü yetendir.
Yüce Allah, surenin 29-35. ayetlerinde cinleri vahiy dinlemek üzere Hz. Peygamber’e yönlendirdiğini, onların da kendi kavimlerine olan davetini, bildirimlerini, ardından kâinatın yaratılışını, inkârcıların mahşerdeki perişan hallerini, dünya hayatının çok kısa olduğunu sanacaklarını ve nihayet fasıklardan başkasının helak edilmeyeceğini bildirmektedir.
ı. (33. Ayet): Yüce Allah’ın Diriltici Kudreti
اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّ اللّٰهَ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَلَمْ يَعْيَ بِخَلْقِهِنَّ بِقَادِرٍ عَلٰىٓ اَنْ يُحْيِيَ الْمَوْتٰى بَلٰىٓ اِنَّهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ “Gökleri ve yeri yaratan, bunları yaratmakla yorulmayan Allah’ın, ölüleri diriltmeye de gücünün yeteceğini hiç mi düşünmediler? Evet; şüphesiz ki O, her şeye gücü yetendir.”
Burada Yüce Allah’ın gökleri ve yeri yaratmasının yanında insanları mahşerde tekrar diriltmeye gücünün yeteceği gündeme getirilmektedir.
1. اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّ اللّٰهَ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَلَمْ يَعْيَ بِخَلْقِهِنَّ بِقَادِرٍ عَلٰىٓ اَنْ يُحْيِيَ الْمَوْتٰى “Gökleri ve yeri yaratan, bunları yaratmakla yorulmayan Allah’ın, ölüleri diriltmeye de gücünün yeteceğini hiç mi düşünmediler?” Bu ayetin öncesiyle, hatta surenin bütünüyle anlam ilişkisinin nasıl olduğu konusunda şu değerlendirmeyi yapmak mümkündür:
“Yüce Allah, bu surenin başında [kâdir], [hakîm] ve hür irâde sahibi bir ilâhın varlığına delâlet eden şeyi getirmiş, daha sonra buna ‘Putlara tapma inancının yanlışlığı’nı ve ‘nübüvvet müessesesinin haklılığı’nı, Mekkeli müşriklerin Hz. Muhammed’in peygamberliğini tenkit ile ilgili şüphelerini zikretmiş ve bunlara cevap vermiştir.”
“Yüce Allah, Mekke kâfirlerinin delilleri kabul etmeyişlerinin çoğunun dünyaya aldanmaları, dünyanın hoş ve leziz şeylerini tastamam elde etmek için dünyaya dalmaları ve Hz. Muhammed’e boyun eğmenin kendilerine ağır gelmesi sebebiyle olduğunu bildirmiş ve bunlara Âd kavmini örnek getirmiştir. Çünkü onlar, dünya menfaatlarını elde etme açısından Hz. Peygamber’in kavminden daha ileri idiler.”
“Bu nedenle, onlar küfürlerinde ısrar edince Yüce Allah onları hel ak etmiştir. Bu, Hz. Muhammed’in peygamberliğini inkârda ısrar etmeleri halinde Mekkeliler için bir korkutma olmuştur. Yüce Allah, daha sonra da Hz. Muhammed’in insanlara peygamber olduğunu anlatmış, peşi sıra da onun cinler arasında da peygamber olduğunu belirtmiştir. İste burada tevhid ve nübüvvet hususundaki söz tamamlanmış, bu iki hususun peşinden de ahiret meselesini ele almıştır. Bu içerik esasında Kur’an’ın tamamının maksadının, tevhidi, nübüvveti ve ahireti anlatmak olduğunu anlar.”
“Kur’an-ı Kerim’deki kıssaların anlatılış maksadı da yine bu esasları ortaya koyma hususundaki darb-ı meseller gibidir. Bu ayetin maksadı, Yüce Allah’ın, öldükten sonra diriltmeye kadir olduğuna delil getirmektir ve bu şöyledir: Yüce Allah, bu surenin başında göklerin ve yerin yaratıcısının kendisi olduğuna dâir delil getirmiştir. Gökleri ve yeri yaratmanın, öldükten sonra insanı yeniden hayata döndürmekten daha zor ve daha büyük bir iş olduğunda şüphe yoktur. En zor ve en mükemmele kadir olan, daha kolay ve daha azına haydi haydi kâdir olur.”(135)
a) اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّ اللّٰهَ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ “Gökleri ve yeri yaratan Allah’ın (her şeye gücünün yeteceğini) hiç mi düşünemediler?” Yorumunu yapmakta olduğumuz ayetin bir benzeri İsrâ 17:99’da yer almaktadır. Yüce Allah insanları mahşerdeki sorgulama ve yargılama için yeniden dirilteceğini, buna gücünün yeteceğini beyan etmek için gökleri ve yeri yaratanın kendisi olduğunu özellikle hatırlatmakta ve bu işlemin kendisini hiçbir şekilde yormadığını da beyan etmektedir.
Söylenmek istenen şudur: Gökleri ve yeryüzünü yoktan var etmeye gücü yeten Yüce Allah’ın onların bir benzerini mahşerde yaratıp diriltmeye de elbette gücü yetecektir. Esasında Mü’min 40:57’de beyan edildiği gibi “göklerin ve yeryüzünün yaratılması insanların yeniden yaratılmasına göre çok daha büyük bir iş” olmasına rağmen, göklerin ve yeryüzünün yaratıcısının Yüce Allah olduğunu kabul edip O’nun insanları mahşerde diriltemeyeceğine inanmak akıl kârı bir şey değildir.
Yüce Allah benzer konunun işlendiği Yâsîn 36:77-83’te benzer bir inkâra üç çeşit cevap vermekte ve esasında konuyu bitirmektedir. İlgili ayetler mealen şöyledir:
“(İnkârcı) insan, kendisini [nutfe]den (zigottan) yarattığımızı görmedi mi ki, şimdi (kalkmış) apaçık bir tartışmacı oluvermiş. Kendi yaratılışını unutarak bir de bize örnek vermeye kalkışmış da, ‘Çürümüş kemikleri kim diriltebilir ki!’ demişti. De ki: ‘Onları ilk defa yoktan var eden diriltecektir. O, her türlü yaratmayı çok iyi bilendir.’ ‘Yeşil ağaçtan sizin için ateş çıkaran (yapan) da O’dur. İşte ondan tutuşturuyorsunuz.’ ‘Gökleri ve yeri yaratan (Allah), insanların benzerlerini (yeniden) yaratmaya kâdir değil midir? Elbette (kâdirdir). O, her türlü yaratabilendir; her şeyi hakkıyla bilendir.’ Bir şey istediği zaman O’nun durumu o şeye sadece ‘Ol’ demekten ibarettir. O da hemen olmaya başlar. Her şeyin hükümranlığı (yetkisi) elinde olan (Allah) ne kadar yücedir! Hepiniz sadece O’na döndürüleceksiniz.”
b) وَلَمْ يَعْيَ بِخَلْقِهِنَّ “Bunları yaratmakla yorulmamıştır.” Burada geçen ve [‘ayiye, ya‘yâ] kalıbından gelen لَمْ يَعْيَ [lem ya’ye] fiili “işin içinden çıkamamak”, “donup kalmak”, “yorgun ve bitap düşmek“gibi anlamlar içermektedir. Bu ifade Yüce Allah’ın kâinatı yaratmada hiçbir şekilde yorgunluk hissetmediğini ortaya koymaktadır.
Bu ifadeyle ilişkili olabilecek mesaj Kâf 50:15’te de izah ettiğimiz üzere şu şekildedir: “İlk yaratmada âcizlik mi gösterdik!” Yüce Allah’ın ayette vermek istediği mesaj şudur: “Ben, diriltilmeyi inkâr edenlerin de bildiği gibi ilk yaratmadan âciz kalmadım ki ikincisinden âciz kalayım. Onlar bizim ilk yaratmadaki kudretimizi inkâr edememektedirler; dolayısıyla yaratılışın iadesini de itiraf etmelidirler.”(136)
Yüce Allah ayetin bu cümlesinde “mahlukatı ve elbette gökleri ve yeri yaratanın kendisi olduğu”nu dolaylı olarak hatırlatmaktadır.(137) Yorumunu yapmakta olduğumuz Ahkâf 46:33’te geçen [lem ya‘ye ] ifadesi ile Kâf 50:15’te yer alan [‘ayînâ] fiili aynı köktendir ve aynı manayı vermektedir. Aynı şekilde Kâf 50:38’de şöyle buyurulmaktadır: “Andolsun ki biz, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları altı günde (devirde, aşamada) yarattık. Hiçbir yorgunlukla da karşılaşmadık.”
Konuyla ilişkilendirilebilecek bir başka ifade ise Vâkı‘a 56:62’de şu şekildedir:
“Siz ilk yaratılışı biliyorsunuz (kabul ediyorsunuz); o halde neden (ikinci yaratılış hakkında) ibret almıyorsunuz?” İşte bu ayette müşriklerin ilk yaratılışı kabullerinde bir sorun olmadığı hatırlatılmakta, buna göre daha kolay olan diriltilmeyi inkârları dolaylı olarak eleştirilmektedir. Lokmân 31:28’de de “Herkesin (bütün insanların) yaratılıp diriltilmesinin bir tek kişinin yaratılıp diriltilmesi gibi olduğu” beyan edilmektedir.
Galaksiler, yeryüzü ve insanın ruhî ve bedensel yapısı manasında hem makro hem de mikro âlemden yapılan bu sunumlarla Yüce Allah, ilk yaratılışı veya yoktan var ediş demek olan bu işlemi meydana getirmede herhangi bir zorluk, güçsüzlük ve âcizlik içerisine düşmediğini ifade etmektedir. Mahl ukat için yorgunluk bir âcizlik ve eksiklik demektir. Bununla ilgili olarak uyku ve uyuklama da meydana gelebilir; ancak Yüce Allah’ı ne uyku ne de uyuklama kaplar.
Bakara 2:255. ayet bağlamında düşünecek olursak, varlık ve hayat Yüce Allah ile vardır; devamlarını da sadece O sağladığı için Allah’ın iki sıfatı [el-hayy] ve [el-kayyûm]dür. Bu iki sıfatı gereği Yüce Allah için yorgunluktan söz edilemez. O’nun sonsuz gücü ve kudreti gökleri ve yeri kaplamıştır; onları gözetlemek de korumak da O’na asla güç gelmez. Rahmân 55:29’da belirtildiği üzere, “göklerde ve yerde bulunan herkes Allah’tan ister; zaten O da hergün yeni bir iştedir.” Nahl 16:8’de ve daha başka ayetlerde de Yüce Allah’ın yaratmaya devam ettiği bildirilerek, yaratma ve diğer sıfatların Yüce Allah’tan hiç ayrılmayacağı ifade edilmek istenmektedir.
Kitâb-ı Mukaddes’in Tekvîn kitabının hemen ilk cümlelerinde Yüce Allah’ın kâinatı altı günde yarattığı, yedinci günde yorulduğu için istirahata çekildiği ifade edilse de, bu durum Yüce Allah için asla söz konusu edilemez. Yorumunu yapmakta olduğumuz Ahkâf 46:33. ayet, Kitâb-ı Mukaddes’teki ifadenin doğru olmadığını, bu tür yakıştırma cümlelerin Yüce Allah’a ait olamayacağını göstermektedir. Râzî’nin vurguladığı gibi, bu ayet dolaylı olarak Allah’a yorgunluk isnat eden görüşleri reddetmekte, Tevr at’ın Tekvîn kitabının (2:2) başındaki bilgiler örnekliğinde Tevr at’ın çeşitli bölümlerinin tahr if edildiğini göstermektedir.
2. بَلٰىٓ اِنَّهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ “Evet; şüphesiz ki O, her şeye gücü yetendir.” Yüce Allah gökleri ve yeri yaratıp hiçbir yorgunluk da hiss etmediğini beyan ederek bunlara gücü yetenin ölüleri de mahşerde diriltebileceğini soru ifadesiyle dile getirdikten sonra, ayetin sonunda بَلٰى [belâ] edatı kullanarak müşriklerin zannının doğru olmadığını, tam tersine aksi mesajın isabetli olduğunu beyan etmekte ve kendisinin her şeye kadir olduğunu özellikle zikretmektedir.
Bu ayette verilmek istenen mesaj elbette ilk muhataplar ve bütün zamanların inkârcılarının reddettiği mahşerde diriltilmeyi ele almaktadır. Ancak buna ilave olarak Elmalılı’nın da isabetle vurguladığı üzere, En‘âm 6:122’de de beyan edildiği gibi burada hak ve hakikate karşı kalbini öldürmüş olanların vahiy ile diriltilebileceklerine yönelik bir mesaj da elbette düşünülmelidir.