وَكَمْ اَرْسَلْنَا مِنْ نَبِيٍّ فِي الْاَوَّل۪ينَ وَمَا يَاْت۪يهِمْ مِنْ نَبِيٍّ اِلَّا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ “Daha önceki milletlere nice peygamberler göndermiştik. Onlar kendilerine gelen her peygamberle mutlaka alay ederlerdi.”
Burada geçmiş ümmetlere peygamberler gönderildiği ve onların da peygamberlerle alay ettikleri gündeme getirilmektedir.
1. وَكَمْ اَرْسَلْنَا مِنْ نَبِيٍّ فِي الْاَوَّل۪ينَ “Daha önceki milletlere nice peygamberler göndermiştik.” Yüce Allah, karşıtlarının inkârları sebebiyle morali bozulan Hz. Peygamber’e moral vermek üzere önceki kavimlere de nice peygamberler gönderdiğini haber vermekte ve onların da peygamberlerine karşı Mekkeli müşrikler gibi davrandıklarını bildirmektedir.
İyi bilinmelidir ki Yüce Allah peygamber görevlendirmede bir prensip uygulamıştır. Buna göre En‘âm 6:42, Yûnus 10:47, Ra‘d 13:7, Hicr 15:10, Nahl 16:36, 63, Fâtır 35:24, Zuhruf 43:23 gibi ayetlerde Yüce Allah’ın prensip olarak hiçbir ümmeti peygambersiz bırakmadığı bildirilmektedir.
Şüphe yok ki bu durum her neslin bir peygamberle buluşmasını ya da “her köye/şehre bir peygamber gönderilmesi”ni gerektirmez. Furkân 25:51’de dile getirildiği gibi, Yüce Allah dileseydi elbette bunu da yapardı. Ancak dilemedi ve yapmadı.
Dolayısıyla bazen Hz. İbrahim, Hz. İsmail, Hz. İshak, Hz. Lut gibi; Hz. Şuayb, Hz. Musa, Hz. Harun gibi; Hz. Süleyman, Hz. Davud gibi; Hz. Zekeriya, Hz. Yahya, Hz. İsa gibi aynı anda bir topluma birden çok peygamber gönderilmiş, bazen de peygamberlerin görevlendirilmelerinde fetret dönemi yaşanmıştır.(20)
Fetret dönemlerinde önceki peygamberin risâleti devam ediyor demektir. Ancak doğrudan bir peygamber ortada olmadığı için bazı yanlış bildirimler veya risalet öğretilerinden habersiz kalmak söz konusu olabilir. İşte bu durumda İsrâ 17:15’teki “Biz peygamber gönderinceye kadar hiçbir şekilde azap edici değildik” ifadesi devreye girer.
Bu konuda En‘âm 6:131’de “bir toplumun, gâfil iken yani hakikatten habersizken haksız yere helak edilmeyeceği” beyan edilerek bu gerçeğe dikkat çekilmektedir. Benzer bir mesaj içeriğine sahip olmak üzere Kasas 28:59’da da şu bilgilere yer verilmektedir: “Rabbin, kendilerine ayetlerimizi [tilavet] eden (okuyup aktaran) bir rasulü/elçiyi şehirlerin merkezine gönderinceye kadar o şehirleri helak edici değildir. (Zaten) biz, halkı zalim olan şehirlerden başkasını helak ediciler değildik.”
2. وَمَا يَاْت۪يهِمْ مِنْ نَبِيٍّ اِلَّا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ “Onlar kendilerine gelen her peygamberle mutlaka alay ederlerdi.” Bu cümlenin mesaj açısından benzerleri En‘âm 6:10, Ra‘d 13:32, Hicr 15:11, Enbiyâ 21:41, Yâsîn 36:30 ve Zuhruf 43:7 gibi ayetlerde de zikredilmektedir.
Konuyla ilgili olarak Yâsîn 36:30’da şöyle buyrulmaktadır: “Âh, kendilerine gelen her elçi ile mutlak surette alay eden şu kullara yazıklar olsun!” Bu ifade, peygamberlerle alay edenleri beyan etmekte, hasrete, kınamaya ve hayıflanmaya neden olan olayın “alaycılık” olduğunu ortaya koymaktadır.
Yüce Allah konuyla ilgili ayetlerde önceki nesillere gelen peygamberlerin de muhatapları tarafından alaya alındıklarını haber vererek Hz. Peygamber’e ve müminlere moral vermeyi amaçlamaktadır. Hz. Peygamber’in tebliğ ve davet ettiği değerleri reddeden, davetin sahiplerini sapıklıkla ve şaşkınlıkla itham eden Kureyş’in zengin ve şımarık ileri gelenleri bununla da yetinmemişler, ilahi iradenin kendilerine sunduğu bütün prensiplerle de alay etmişlerdi.
Alaycılık, Hz. Âdem’in karşısında yaratılış kaynağını öne sürerek, daha hayırlı olduğu düşüncesiyle secde emrini reddeden İblis’in(21) peşinden gitmektir. Peygamberler tarihinden verilen örneklerin hemen tamamında, şımarık yöneticilerin peygamberlerle ve müminlerle alay ettikleri haber verilmektedir.(22) Bakara 2:13, İsrâ 17:51, 92 ve Mutaffifîn 83:29-32 gibi pek çok ayette dile getirildiği üzere, Mekkeli müşrikler de aynı ahlaksızlığı takip ederek müminlerle alay etmişler ve onları küçük görmüşler, kendilerine her türlü hakareti yapmışlardı.
“Kendilerine gelen her elçi ile mutlak surette alay ederlerdi” mealindeki Hicr 15:11’de de ifade ettiğimiz gibi, Yüce Allah bu ayette Hz. Peygamber’e ve beraberindeki müminlere moral vermeyi amaçlamakta, sonraki nesiller içindeki müminleri de motive etmektedir.
Sonuçta verilen mesaj aynıdır ve bütün peygamberlerin inkârcı muhatapları tarafından alaya alındıkları, kendileriyle dalga geçildiği beyan edilmiş olmaktadır. Böylece Hz. Peygamber’den önceki bütün peygamberlerin aynı şeyleri yaşadıkları, hepsiyle alay edildiği yeminli ve pekiştirilmiş bir ifadeyle dile getirilmiş olmaktadır.
Daha önce de belirttiğimiz üzere, bu ayetin benzeri “Kendilerine gelen her elçi ile mutlak surette alay ederlerdi” meâlindeki Yâsîn 36:30’da da geçmektedir. En‘âm 6:10, Ra‘d 13:32, Hicr 15:11, Enbiyâ 21:41, Yâsîn 36:30 ve Zuhruf 43:7 gibi pek çok ayette “Yüce Allah”, “ayetleri” ve “bütün peygamberler”le alay edildiği ve bunu yapanların akıbeti hakkında bilgi verilmektedir.
Çeşitli ayetlerde onlara yönelik tehditler yer almakta, Hicr 15:95’te ise bütün alaycılara Yüce Allah’ın yeteceği beyan edilmektedir. Diğer ayetlerde geçen [rasûl]/[rusül] kelimelerinden ayrı olarak yorumunu yapmakta olduğumuz Zuhruf 43:7’de kendileriyle alay edilen peygamber için [nebî] kelimesinin kullanılması [rasûl] ile [nebî] kelimelerinin aslında aynı peygamberin iki yönü olduğunun açık bir delilidir.
Yâsîn 36:30’da da yer aldığı üzere, bu ayet evrensel bir hakikati dile getirmekte, bütün insanlık tarihini “peygamberlerle ve ilahi mesajlarla alay etmek” bağlamında özetlemektedir: “Alaycılığın sonu felakettir ve değerlerle alay edenler mutlak surette hasret çekeceklerdir.” Dünyada müminlerle dalga geçip alay “ekenler” mahşerde “hasret” biçeceklerdir.