-
.وَاِنَّهُ لَعِلْمٌ لِلسَّاعَةِ فَلَا تَمْتَرُنَّ بِهَا وَاتَّبِعُونِۜ هٰذَا صِرَاطٌ مُسْتَق۪يمٌ ﴿٦١﴾
Yüce Allah, surenin 57-65. ayetlerinde Hz. İsa ile ilgili birtakım hakikatleri, bu bağlamda müşriklerin kendilerince ileri sürdükleri bazı düşüncelerin yanlışlığını, onun gönderilişinin gayesini ve tevhid vurgusunu ele almaktadır.
ııı. (61-62. Ayetler): Son Saat’in Gerçekliği ve Sırât-ı Müstakîm
وَاِنَّهُ لَعِلْمٌ لِلسَّاعَةِ فَلَا تَمْتَرُنَّ بِهَا وَاتَّبِعُونِ هٰذَا صِرَاطٌ مُسْتَق۪يمٌ وَلَا يَصُدَّنَّكُمُ الشَّيْطَانُ اِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُب۪ينٌ “Şüphesiz ki o (Kur’an/elçi Son) Saat için bir bilgidir. Ondan şüphe etmeyin ve bana uyun! Bu doğru yoldur. Sakın şeytan, sizi (doğru yoldan) engellemesin! Şüphesiz ki o, sizin için apaçık bir düşmandır.”
Buradaki وَاِنَّهُ [veinnehû] ifade si “muhakkak ki o”; لَعِلْمٌ [le‘ılmun] kelimesi “elbette bir bilgidir”; لِلسَّاعَةِ [li’s-sâ‘ati] ifadesi “o (Son) Saat için”; فَلَا تَمْتَرُنَّ [felâ temterunne] emri “şüphe duymayın”; بِهَا [bihâ] ifadesi “onun, (Son Saat’in) hakkında”; وَاتَّبِعُونِ [vettebi‘ûni] emri “ve bana tâbi olun, bana uyun”; هٰذَا [hâzâ] kelimesi “bu”; صِرَاطٌ مُسْتَق۪يمٌ [sırâtun müstakîmun] tamlaması “dosdoğru yol(dur)”; وَلَا يَصُدَّنَّكُمُ [velâ yesuddenneküm] emri “ve sakın sizi engellemesin”; الشَّيْطَانُ [eş-şeytânu] kelimesi “şeytan”; اِنَّهُ [innehû] ifade si “muhakkak ki o”; لَكُمْ [leküm] ifadesi “sizin için”; عَدُوٌّ مُب۪ينٌ [‘adüvvün mübînun] tamlaması ise “apaçık bir düşman(dır)” demektir.
Burada Son Saat’e dair bilgilerin bulunması, dosdoğru yola tâbi olmak gerektiği ve şeytanın yoldan engelleyiciliği gündeme getirilmektedir.
1. وَاِنَّهُ لَعِلْمٌ لِلسَّاعَةِ فَلَا تَمْتَرُنَّ بِهَا وَاتَّبِعُونِ هٰذَا صِرَاطٌ مُسْتَق۪يمٌ “Şüphesiz ki o (Kur’an/elçi Son) Saat için bir bilgidir. Ondan şüphe etmeyin ve bana uyun! Bu doğru yoldur.” Yüce Allah bu ayetinde Son Saat’e dikkat çekmekte, onun mutlak surette gerçekleşeceğini, dolayısıyla ondan şüphe edilmemesini, Allah’a tâbi olunması gerektiğini, çünkü dosdoğru yolun bu olduğunu açıkça bildirmektedir.
Ayetin başındaki هُ [hû] “o” zamirinin kimi veya neyi gördüğü müfessirlerimiz tarafından tartışılmıştır. Öncelikli olarak belirtmek gerekir ki, bir zamirin birden çok kelimeyi görme ihtimali bulunabilir. Kural, öncelikle ilgili kelimelerin zamire en yakın olanını tercihi gerektirir.
Buradan bakınca ayetteki [hû] zamirinin Zuhruf 43:57. ayette zikredilen “Meryem oğlu Hz. İsâ”ya gitmesi gerekir. Eğer tercih bu yönde olursa, Hz. İsa’nın Son Saat için bir bilgi olduğu söylenirken, o Son Saat hakkında şüphe edilmemesi ve Yüce Allah’a yani Allah’ın vahyine, dolayısıyla o vahyi tebliğ eden Hz. Muhammed’e tâbi olunması gerektiği ifade ediliyor demektir.
Buradaki [hû] zamirinin Zuhruf 43:43. ayette zikredilen “Hz. Peygamber”i görmesi de mümkündür. Buna göre ayette verilmek istenen mesaj, Hz. Peygamber’in Son Saat’le ilgili bilgi verdiği, ona tâbi olmanın zorunluluğu,(218) çünkü dosdoğru yolun bu olduğu vurgulanıyor demektir.
Ayetteki [hû] zamirinin Zuhruf 43:2 ve 3. ayetlerde geçen [el-kitâb]a, Kur’an’a veya Zuhruf 43:36. ayette geçen [zikr]e veya Zuhruf 43:43 ve 44. ayetlerde geçen “vahy”e, yani [zikr] olan “Kur’an”a gitmesi de mümkündür.(219) Bu durumda ayetteki mesaj Kur’an’ın Son Saat hakkında bilgi verdiği, o vahyi tebliğ eden Hz. Peygamber’e tabi olmanın zorunlu olduğu beyan ediliyor demektir. Kurtuluş için başkasına değil, Hz. Peygamber’e tâbi olmak gerektiği Âl-i İmrân 3:31’de ve A‘râf 7:157-158’de açıkça ifade edilmekte, emredilmektedir.
Surenin başından itibaren verilmek istenen mesaj, bu vahyin gerçekleri ortaya koyuculuğudur. Bu nedenle, ara ara konular başka taraflara çevrilse de asıl olan ana konu hiçbir zaman unutulmamalıdır. Bu açıdan bakıldığında, yorumunu yapmakta olduğumuz ayetteki [hû] zamirini yakın bağlam gereği olarak “Hz. İsa” ile değil de surenin başından beri sürdürülen “Kur’an” ve onun tebliğcisi “Hz. Peygamber”le ilişkilendirmek diğer görüşe göre çok daha doğrudur, uygundur.
Konuyu “Hz. İsa” ile ilişkilendirenler çoğunlukta olsa da,(220) meselenin Hz. İsa’nın [nüzul-i îsâ] yani Hz. İsa’nın Son Saat’te dünyaya geri gönderileceğine dair ayetlerde en küçük bir işaret dahi yoktur. Yakın bağlam itibariyle konunun Hz. İsa ile ilişkili olduğu düşünülse de verilmek istene n mesaj, onun bir ilah veya Allah’ın oğlu olmadığı, Yüce Allah’ın belirlediği sistemin işletilmesi ve bu sistemin akıbeti demek olan Son Saat’le ilgili bir bilgi olmasıdır.
Hz. İsa ilah değildir; kulu olduğu Yüce Allah’ın yaratıp esaslarını belirlediği sistemi hakkında sadece ve sadece bilgi vermiştir, o kadar. Eğer ayette onun tekrar geleceğiyle ilgili en küçük bir işaret olsaydı o zaman “geldiğinde ona uyun” anlamında bir ifadeye yer verilmesi gerekirdi. Oysa ayette “bana tâbi olun” buyurularak Hristiyanların onu ilahlaştırmasının yanlışlığı vurgulanarak kendisine tâbi olunacak makamın Hz. Muhammed olduğuna, bunun da [sırât-ı müstakîm] yani “dosdoğru yol” olduğuna dikkat çekilmektedir.
2. وَلَا يَصُدَّنَّكُمُ الشَّيْطَانُ اِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُب۪ينٌ “Sakın şeytan, sizi (doğru yoldan) engellemesin! Şüphesiz ki o, sizin için apaçık bir düşmandır.” Burada iki hususa dikkat çekilmektedir.
a) وَلَا يَصُدَّنَّكُمُ الشَّيْطَانُ “Sakın şeytan sizi (hak yoldan) engellemesin!” Yüce Allah bütün muhataplarını uyarmakta ve başta Hristiyanlar ve Mekkeli müşrikler olmak üzere herkesin şeytanın engellemesine karşı uyanık olması gerektiğini beyan etmektedir. Hristiyanlar Hz. İsa’yı Yüce Allah’ın oğlu sanarak, Mekkeli müşrikler de melekleri Allah’ın kızları sanarak korkunç bir hataya sürüklenmişlerdi. İşte Yüce Allah bu hatalı kabulün arkasında şeytanın bulunduğunu belirterek insanların onun vesveselerine karşı çok dikkatli olmaları gerektiğini te mbihlemektedir.
Ayet te يَصُدَّنَّكُمُ [yesuddenneküm] ifadesinde şeddeli [nûn] harfinin tercih edilmesi, uyarının güçlü bir şekilde yapıldığının bir delilidir. Yüce Allah şeytanın insanları bu türden hezayanlara kaptırdığını, onların Son Saat ve sonrası hakkında şüpheye düşürdüğünü, bu nedenle, son ümmetin fertlerinin şeytanın bu engelleyiciliğine karşı uyanık olması gerektiğini herkese ilan etmektedir.
Bu tür engelleme girişimleri bağlamında Kur’an’da çeşitli örnekler vardır. Şeytanın insanları Yüce Allah’ı zikretmekten ve O’na dayanıp O’ndan yana olmaktan alıkoymak istemesi olayında aynı fiil kullanılmaktadır.(221) Bu arada münafıkların Hz. Peygamber’den yüz çevirip uzaklaşmaları,(222) kâfirlerin insanları Yüce Allah’ın yolundan saptırmaları(223) ile müşriklerin Allah’ın ayetlerinden uzaklaştırma isteklerine karşılık uyarının yer aldığı cümlede de aynı kelime kullanılmaktadır.(224) Anlaşılan o ki, insanları hak yoldan ve ayetlerin belirlediği hakikat ilkelerinden ayırmak isteyenlerin başında şeytan, ardından da münafıklar, kâfirler ve müşrikler gelmektedir.
b) اِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُب۪ينٌ “Muhakkak ki o, sizin için apaçık bir düşmandır.” Yüce Allah bu ayetteki uyarısının gerekçesini bu cümlede vermekte ve şeytanın insanlar için apaçık bir düşman olduğunun bilinmesini istemektedir.
Şeytanın insanlar için düşman kılınışıyla ilgili olarak Fâtır 35:6’da şöyle buyurulmaktadır: “Muhakkak ki, şeytan sizin düşmanınızdır; (öyleyse) siz de onu düşman edinin!” Bu ifade “şeytan düşmanınızdır; onu düşman bilin ve öyle davranın” manasına gelmektedir; zımnen “şeytan düşmanınız olsun, dostunuz da Yüce Allah” mesajı verilmek istenmektedir.
Yâsîn 36:60’ta da ele aldığımız üzere, şeytanın düşman oluşu, Yüce Allah’ın insanoğlu için şeytanın düşmanlığını onaylaması demektir. Zannedildiği gibi şeytan, insana düşman olsun diye yaratılmamıştır; düşmanlığı tercih ettiği için bu kararı onaylanmıştır.(225) Şeytanın insana düşman olduğuyla ilgili Kur’an’da pek çok ayet(226) vardır.
Burada da söz konusu “düşmanlık” hatırlatılmakta ve insanların da şeytanı düşman edinmeleri istenmektedir. İnançsızlık veya yanlış inançların arkasında şeytanı davet ve onun icabeti veya şeytanın daveti ve insanın icabeti bulunduğu için, Allah insanları bu davetin ve icabetin içerisinde bulunmamaları gerektiği hususunda uyarmaktadır.
Şeytan insanlara küfrü, nankörlüğü, nifakı ve mutlak inkârı öğütler; bu noktada davette bulunur.(227) İnsanlara çirkinlikleri yapmalarını emreder.(228) Cennetten kovulurken de ifade ettiği gibi, Yüce Allah’ın has kulları hariç herkesi saptırmak için uğraşacağı bilinmektedir.(229) Bu durumda ona düşman olmak demek, Allah’a kulluk etmek demektir. Allah’a kul ve dost olanlar şeytana düşman olurlar. Düşman olan şeytana karşı gerçekten düşman olmak için ona düşmanca davranmak gerekir.
Bir insanın şeytana düşman olduğunu söylemesi yetmez; çünkü bu düşmanlığın samimi olması şeytanı üzecek işler yapmaya bağlıdır. Bu noktadaki davranışlarımızın “Allah’ın yapılmasını emrettiği farzları uygulamak ve kaçınılmasını istediği haramlarından uzaklaşmak” şeklinde gerçekleşmesi gerekmektedir. Nahl 16:63’te verilen bilgilere göre şeytan inkârcılara dünyada yapıp ettiklerini süslü göstermiş, böylece kendilerinin dünyada dostu olmuş, ancak mahşerde azabın içerisinde birlikte olacakları için bunun sahte ve aldatıcı bir dostluk olduğu ortaya konulmuştur.
Bu cümlede verilmek istenen şöyle bir mesajın bulunduğu kanaatindeyiz: İnsanoğlu düşmansız yapamaz. Onun bu noktadaki halini karşılamak için insanlara veya canlı ya da cansız çevreye düşman olmasının önü kapatılmalıdır. İşte kendisine şöyle denmek istenmektedir: “Düşman arıyorsan, insanlara değil, şeytana düşman ol; şeytan düşman olarak sana fazlasıyla yeter.”
Bu arada şeytanlaşmış insanlar veya şeytanın dümenine girmiş olan insan suretinde şeytanlar da vardır ki onların kendilerine değil, şeytanlıklarına düşman olmak gerekir. Şeytanlığını terk eden insanın dost olması mümkündür ve böyle bir kapının daima açık tutulması gerektiği herkesin kabul etmesi gereken bir gerçekliktir.