Yüce Allah, surenin 46-56. ayetlerinde Hz. Musa ile Firavun’un kıssasına kısaca temas etmekte, Firavun’un kendi kavmini nasıl hor ve hakir görüp aşağıladığını, onları itaate mecbur bıraktığını beyan etmektedir.
Ayetteki فَلَوْلَآ اُلْقِيَ [felevlâ ulkıye] ifadesi “verilseydi ya, verilmesi gerekmez miydi”; عَلَيْهِ [‘aleyhi] ifadesi “ona”; اَسْوِرَةٌ [esviratün] kelimesi “bilezikler, gerdanlıklar”; مِنْ ذَهَبٍ [min zehebin] ifadesi “altından”; اَوْ جَآءَ [evcâe] fiili “ya da gelmeliy d i”; مَعَهُ [me‘ahû] ifadesi “onunla birlikte (varken)”; الْمَلٰٓئِكَةُ [el-melâiketü] kelimesi “melekler”; مُقْتَرِن۪ينَ [mukterinîne] sözcüğü ise “yakınlarında, beraberlerinde” demektir.
Burada Firavun’un risalete dair olması gerektiğini düşündüğü şeyler gündeme getirilmektedir.
Yüce Allah Firavun’un tıpkı diğer inkârcılar gibi peygamber algısının çarpıklığını beyan etmekte ve Hz. Musa’nın peygamberliğinin delilleri olması gerektiğini söyleyerek, kendisine altından bileziklerin, gerdanlıkların verilmiş olmasını veya beraberinde ona yardımcı olacak meleklerin gelmiş olmasını şart koştuğunu dile getirmektedir.
Kur’an’da sadece bu ayette geçen اَسْوِرَة [esvirah] kelimesi “bilezikler”, “gerdanlıklar”, “künyeler”(193) manasına gelmektedir. Eski Mısır’da bu türden görüntüler birer soyluluk nişanı olarak kabul edildiği için(194) Firavun Hz. Musa’ya da buna benzer mücevherlerin verilmesi gerektiğini, böyle sıradan ve fakir bir insanın peygamber olmayacağı düşüncesini dışarı vurmuştu.
Bu arada aynı şekilde Kur’an’da sadece bu ayette geçen مُقْتَرِن۪ين [mukterinîne] sözcüğü ise “peş peşe”, “saf saf dizili”(195) manasına geldiği için, bir grup meleğin de onun yanında gelmesi, ona yakın bir durumda bulunması gerektiğini dile getirmişti.
Firavun’un risalete dair dile getirdiği bu iki şart, daha önce Hz. Nuh’un kavmi tarafından(196) da, diğer bütün inkârcı topluluklar tarafından(197) da dile getirilmişti. Furkân 25:7-8’de de geçtiği üzere daha sonra onun izinden giden Mekkeli müşrikler tarafından Hz. Peygamber’e yönlendirilmiş ve şu beklentilerde bulundukları bize aktarılmıştır:
“(Kâfirler şöyle dediler:) Bu ne biçim peygamber! Yemek yiyor, çarşılarda dolaşıyor! Kendisine bir melek indirilip o da onunla uyarıcı olmalı değil miydi? Veya kendisine bir hazine verilmeli. Ya da kendisinden beslenebileceği bir bahçesi olmalı (değil miydi)?”
İnkârcıların peygamber algısı konusunu geniş bir şekilde Furkân 25:7-8’de ele aldığımız için burada aynı şeyleri tekrarlamayacağız. Şu kadarını söylemekle yetinelim: Kâfir algı tarihin hangi döneminde yaşamış olursa olsun, daima aynı tepkiyi vermiş, aynı düşmanlık argümanlarını kullanmayı tercih etmişlerdir. İşte yorumunu yapmakta olduğumuz ayette Firavun’un dile getirdiği şeyler de bunun bir göstergesidir.
Dipnotlar
193-) Semerkandi , age ., III, 260; Taberi , age ., XXV, 82; Zemahşeri , age ., IV, 252.
194-) Semerkandi , age ., III, 260; Zemahşeri , age ., IV, 252.
195-) Semerkandi , age ., III, 260; Taberi , age ., XXV, 83; Zemahşeri , age ., IV, 252.
196-) Mü’minûn 23 : 24.
197-) Fussilet 41 : 14.