Yüce Allah, surenin 46-56. ayetlerinde Hz. Musa ile Firavun’un kıssasına kısaca temas etmekte, Firavun’un kendi kavmini nasıl hor ve hakir görüp aşağıladığını, onları itaate mecbur bıraktığını beyan etmektedir.
ııı. (49-50. Ayetler): İnkârcıların Dönekliği
وَقَالُوا يَآ اَيُّهَ السَّاحِرُ ادْعُ لَنَا رَبَّكَ بِمَا عَهِدَ عِنْدَكَ اِنَّنَا لَمُهْتَدُونَ فَلَمَّا كَشَفْنَا عَنْهُمُ الْعَذَابَ اِذَا هُمْ يَنْكُثُونَ “(Musa’ya) şöyle demişlerdi: ‘Ey büyücü! Sana verdiği söze göre bizim için Rabbine dua et; çünkü biz artık doğru yola gireceğiz.’ Onlardan azabı (sıkıntıyı) her açıp kaldırdığımızda hemen sözlerinden dönmüşlerdi.”
Buradaki وَقَالُوا [vekâlû] fiili “ve demişlerdi ki”; يَآ اَيُّهَ السَّاحِرُ [yâ eyyuhe’s-sâhıru] hitabı “ey büyücü”; ادْعُ [üd‘u] emri “dua et”; لَنَا [lenâ] ifadesi “bizim için”; رَبَّكَ [rabbeke] ifadesi “senin Rabbine”; بِمَا عَهِدَ [bimâ ‘ahide ] ifadesi “verdiği söze göre, o söz gereği”; عِنْدَكَ [‘ındeke] ifadesi “sana”; اِنَّنَا [innenâ] ifadesi “muhakkak ki biz”; لَمُهْتَدُونَ [lemühtedûne] kelimesi “elbette hidayete erdirilenler (olacağız)”; فَلَمَّا كَشَفْنَا [felemmâkeşefnâ ] ifadesi “kaldırdığımız, açtığımız zaman”; عَنْهُمُ [‘anhum] ifadesi “onlardan”; الْعَذَابَ [el-‘azâbe] kelimesi “azabı”; اِذَا هُمْ [izâ hum] ifadesi “bir de bakarsın ki onlar”; يَنْكُثُونَ [yenküsûne] fiili ise “sözlerinden dönmektedirler, sözlerinden dönerler(di)” demektir.
Burada İsrailoğullarının Hz. Musa’dan bir isteği ve istek gerçekleşince ortaya koydukları dönek tutum gündeme getir ilmektedir.
1. وَقَالُوا يَآ اَيُّهَ السَّاحِرُ ادْعُ لَنَا رَبَّكَ بِمَا عَهِدَ عِنْدَكَ اِنَّنَا لَمُهْتَدُونَ “(Musa’ya) şöyle demişlerdi: Ey büyücü! Sana verdiği söze göre bizim için Rabbine dua et; çünkü biz artık doğru yola gireceğiz.” Yüce Allah Firavun ve adamlarının veya Hz. Musa’nın muhatabı olan İsrailoğullarının her bir sıkıntı ve azap zamanında takındığı tavrı beyan etmektedir.
Bu çerçevede öncelikle Hz. Musa’ya السَّاحِر [es-sâhır] yani “büyücü” diye hitap etmelerinden anlaşılıyor ki onlar “Biz doğru yola geleceğiz” sözlerinde yalan söyledikleri gibi alay da etmeye devam ediyorlardı. Önceki ayetlerde yani 47. ayette belirtildiği üzere, delilleri her gördüklerinde gülenler yaşadıkları her bir sıkıntıya rağmen aynı tavrı sürdürmekte bir sakınca da görmemişlerdi.
Hz. Musa’ya Rabbinin verdiği ahitten kasıt ise, “O’nun sana verdiği söz (yani senin katında olan, sana olan ahdi) sebebiyle” şeklinde olur. Burada sözü edilen [‘ahd] yani verilen “söz”, Hz. Musa'ya verilmiş olan “nübüvvettir, peygamberlik”tir.(187) Firavun’un adamları bir taraftan Hz. Musa’nın risaletine inanmamakta, diğer taraftan da ona Rabbinin verdiği ahde, yani söze itibar ederek Yüce Allah’a yalvarmasını ondan istemektelerdi.
Ayrıca başlarına gelen sıkıntının kaynağında Yüce Allah’ı gördükleri için de Rabbine dua etmesini teklif etmektelerdi. Bu durum Firavun’un adamlarının nasıl bozuk ve çelişkili bir inanç yapısına sahip olduklarını açıkça göstermektedir. Bu arada ادْعُ لَنَا رَبَّكَ “Bizim için Rabbine dua et” diyerek Yüce Allah’ın kendilerinin değil de Hz. Musa’nın Rabbi olduğunu beyan etmişler, inkârcılıklarını terk etmediklerini ortaya koymuşlardı.
Onlar derin bir algı yanılgısı yaşadıkları için, nerede, hangi tepkiyi vermeleri gerektiğini de unutmuş gibi bir görüntü vermişlerdi. Ancak âlimlerimizin de belirttiği gibi, onlar gözlerinde büyüttükleri, bilgin ve âlim insanlar için bu türden hitaplarda bulunmuşlarsa,(188) o zaman belirttiğimiz türden bir çelişki yaşadıkları söylenemez. Sadece sıkıntı zamanında samimi dua edip sıkıntı sonrası eski hallerine geri dönen dönekliklerinden söz edebiliriz.
Ayette onların bu sözlerinde Hz. Musa’dan tam olarak neyi istedikleri açıklanmış olmasa da bir sonraki ayetin işaretiyle istedikleri şeyin üzerlerinde bulunan azabın kaldırılması olduğu anlaşılmaktadır. Dahası, konunun ele alındığı A‘râf 7:134’te bu konu çok açık ifadelerle şöyle dile getirilmektedir: “Tepelerine bela her indiğinde, ‘Ey Mu s a! Sana verdiği söz gereği bizim için Rabbine dua et! Eğer bizden azabı kaldırırsan, mutlaka sana inanacağız ve muhakkak İsrailoğullarını seninle göndereceğiz’ demişlerdi.”
2. فَلَمَّا كَشَفْنَا عَنْهُمُ الْعَذَابَ اِذَا هُمْ يَنْكُثُونَ “Onlardan azabı (sıkıntıyı) her açıp kaldırdığımızda hemen sözlerinden dönmüşlerdi.” Yüce Allah onların isteklerine olumlu cevap verip istedikleri türden üzerlerindeki azabı açıp kaldırınca hemen sözlerinden döndüklerini beyan etmekte, onların dönekliklerini ortaya koymaktadır. Bu konuda A‘râf 7:135’te benzer şekilde şöyle buyurulmaktadır: “Biz, ulaşacakları bir süreye kadar onlardan azabı kaldırınca hemen sözlerinden dönüvermişlerdi.”
Ayetlerin sonunda yer alan اِذَا هُمْ يَنْكُثُونَ ifadesinin başında bulunan اِذَا [izâ] edatı “hemen, aniden” manasına gelmekte ve azabı kaldırır kaldırmaz İsrailoğullarının verdikleri iman sözünü hemen bozdukları, sözlerinden vazgeçtikleri, caydıkları beyan edilmiş olmaktadır. İnkârcıların böyle bir tutum içerisine girmeleriyle ilgili yani onların ne kadar büyük bir nankörlük yaptıklarıyla ilgili Kur’an’da çeşitli ayetler vardır. Bu konuyu İsrâ 17:67’de oldukça geniş bir şekilde ele aldığımız için burada aynı şeyleri tekrarlamak istememekteyiz.
Dipnotlar
187-) Zemahşeri , age ., II, 143.
188-) Semerkandi , age ., III, 260.
Sesli Kur’an Meali
İlgili surenin Mehmet Okuyan tarafından seslendirilmiş mealini aşağıdaki platformlar üzerinden dinleyebilirsiniz.